Kur’ân-ı Kerim, emin bir elle en güvenilir Zat’a teslim edilen mukaddes bir emanettir.Öte yandan Kur’ân’ın muhtevasına açılıp onun vadilerinde dolaştığınızda o yüce beyan size çok şey hatırlatacaktır. Mesela bir Fatiha-i Şerif içine girdiğiniz zaman nelerle karşı karşıya geliyorsunuz, bir düşünün: Daha başta Cenab-ı Hakk’ın nimetlerini görüyor, hamdle geriliyor ve terbiyegerdesi bulunduğunuz (terbiye edildiğiniz) Allah karşısında ürperiyorsunuz. Böyle bir dehşet yaşarken Rahman ve Rahîm isimleri imdadınıza yetişiyor ve siz de bunun karşısında, kulluğunuzu sadece Allah’a yaptığınızı ve yardımı da sadece O’ndan istediğinizi hemen ilan ve itiraf ediyorsunuz. İçine girip yürüdüğünüz yolun çok emin bir yol olduğunu görünce de istiâneyi (Allah’tan yardımı) hemen sırat-ı müstakime hidayete bağlıyorsunuz. Yani diyorsunuz ki “Allah’ım! Yüce dergâhından ilk talepte bulunduğum yardım; itidalli olmak, istikamet üzere yaşamak; hakta, adalette, her meselede dengeyi korumaktır.” O yolu bulduktan sonra da potansiyel itibarıyla her an istikametten ayrılma ihtimalinizi hatırlıyor, kayabilirim endişesiyle bu sefer de gazaba uğramış, dalalete sapmış insanların yoluna düşmemeyi talep ediyorsunuz. Dolayısıyla Fatiha’nın her bir kelimesi her zaman O’na ihtiyaç duyan ve hep O’nu hatırlama zarureti içinde bulunan bizim gibi acz u fakr içindeki insanları çok ciddi alakadar etmektedir. İşte siz Fatiha’dan Nâs Suresi’ne kadar mana ve mazmununu anlamaya çalışarak Kur’ân-ı Kerim içinde dolaştığınız ve onun her bir âyetini size hitap ediyor gibi okuduğunuz takdirde o yüce beyanın baştan sona nasıl büyük bir zikir olduğunu ve bütün âyetleriyle insan karakterine, mantığına, düşüncesine, psikolojisine, hâsılı bütün buud ve derinlikleriyle insana hitap ettiğini görürsünüz.
Kur’ân’dan Kâinatın Zikrini Dinlemek
Tekvinî emirleri Kur’ân-ı Kerim’in içinde temaşa etmeye çalışma da ayrı bir zikirdir. Hz. Pîr, “Kâinat mescid-i kebirinde