baskılarına maruz bırakma!”139 Bu yakarışlar da dimdik durmanın farklı bir ifadesi olarak okunabilir. Zira Allah’a dayanan bir kimsenin başka hiçbir güç karşısında eğilmesi söz konusu olamaz.
Firavun’un ordularıyla önüne çıkan deniz arasında sıkışan
Hz. Musa’nın (aleyhisselam) hiç tereddüt etmeden, ِإَِّنَ َمَِعَِيَ َرَِِّب�ِي“ َسَ َيَْهِْدِ يِنِRabbim benimle beraberdir ve mutlaka bana bir yol gösterecektir.”140 sözleriyle yanındakileri teskin etmiştir. Benzer bir dik duruşu, İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallahu aleyhi ve sellem), müşriklerin kendisini öldürmek için Sevr sultanlığının
kapısına kadar geldikleri anda sergilemiş ve َالَ َتَْحْ ََزَْنْ ِإَِّنَ اَهللَ َمََعََنَا“Tasalanma, şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir.”141 sözleriyle Hz. Ebû Bekir’i sakinleştirmiştir.
Hz. Musa’nın yukarıda zikrettiğimiz sözlerinden sonra deniz ikiye ayrılmış; Hz. Musa ve kavmi selametle oradan geçerken Firavun ve adamları boğulup gitmişlerdir. Ve yine Cenab-ı Hak, Mekkeli müşriklerin tuzak ve hilelerini bir güvercinle, zahiren zayıf ve basit bir örümcekle defetmiş, bir yönüyle onları hezimete uğratmış, Allah Resûlü’ne ise ileride bir medeniyet merkezi hâline gelecek olan Yesrib’in yolunu açmıştır. İnananlar bir kısım imtihanlarla boğuşmuş olsalar da neticede Allah’a vâsıl olmuşlardır.O dönemlerden günümüze gelecek olursak, çağımıza ışık tutan Hz. Pîr-i Mugan’ın da kendi döneminin zalimleri tarafından maruz bırakılmadığı eza, görmediği cefa kalmamıştır. Fakat o, hiçbir zaman zalimlere boyun eğmemiştir. Hatta yer yer onlara meydan okumaktan dahi geri durmamıştır: Mesela bir seferinde şöyle haykırır: “Dünyayı başımıza ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan başlar, zındıkaya teslim-i silah etmeyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler inşâallah!”142 Baş-