meseleyi ağırdan almadan kararınızı uygulayın, yapacağınızı yapın.”136
Hz. Nuh, burada ulü’l-azm bir peygambere yakışan edayla konuşuyor. Önce Allah’a duyduğu sarsılmaz güven ve itimadı ortaya koyuyor, sonra da kendisine düşmanlık besleyen kavmi karşısında dimdik duruyor, onlara meydan okuyor. O, bu tavrıyla arkadan gelen müminlere de örnek oluyor, Allah’a inanan insanların, hasımları karşısında nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğini gösteriyor.Hangi peygamberin sözlerine kulak verseniz benzer şeyleri işitirsiniz. Hangi peygamberin hayatına baksanız aynı duruşu görürsünüz. Ulü’l-azm peygamberlerin ikincisi Hz. İbrahim (aleyhisselam), kendisine karşı kurulan komplo ve tuzakların birbirini takip ettiği bir dönemde bütün Nemrutlara meydan okuyarak dimdik durmuştur. Kendisiyle tartışmaya giren kavmine karşı gür bir sesle şöyle demiştir: “Allah, bana doğru yolu göstermişken siz hâlâ benimle O’nun hakkında tartışıyor musunuz? Sizin O’na ortak saydığınız şeylerden ben hiç bir zaman korkmam. Rabbim ne dilerse o olur. Rabbimin ilmi her şeyi kapsar. Hâlâ kendinize gelip ders almayacak mısınız?”137 Aynı şekilde o,
bela ve musibetler karşısında içini Allah’a şöyle dökmüştür: َرََّبََنَا
“ َعََلَْيَْك َتََوَ ََّكَْلَْنَا َوَ ِإَِلَْيَْكَ َأَنَْبَْنَا َوَ ِإَِلَْيَْكَ اْلَْمَِصِ يُرُEy y ce Rabbimiz! Yalnız sa�üna güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda varış da zaten Sanadır.”138
Hz. Musa’nın (aleyhisselam) ümmetinden bazılarının şu ter-
temiz solukları da aynı noktaya vurguda bulunur: َعََلَى اِهللِ َتََوَ ََّكَْلَْنَا
ْلَْقَْوْ ِمِ الَّظَاِلِِمِيَنَ“ َرََّبََنَا َالَ َتَْجْ َعَْلَْنَا ِفِْتَْنًَةً ِلTevekkülümüz Allah’adır, işimizi O’na havale ettik. Ey Rabbimiz, zalim bir kavim karşısında bizi imtihanı kaybeden kimselerden eyleme, bizi onların zulüm ve