İçeriğe geç

uyanmadığımız sürece ilahi ikazlar gelmeye devam eder, başımızdan bela musibet eksik olmaz. Bunları dua ve istiğfarla, tazarru ve niyazla değil de körlük ve nankörlükle karşılarsak musibeti ikileştirmiş oluruz.Son olarak şunu da ifade etmek gerekir ki dua, sadece sıkıntılı zamanlara münhasır değildir. Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyelerine bakılacak olursa, duanın bütün bir hayatın içine serpiştirildiği görülür. Her fırsatta dua vesilesiyle Cenab-ı Hakk’a aczimizi, zaafımızı ifade eder, O’nun havl ve kuvvetine sığınırsak, bu hâlimiz inşallah bela ve musibetlere karşı paratoner vazifesi görür. Bu yüzden gönlümüzden tazarru ve niyazı, dilimizden duayı eksik etmemeliyiz. İnsanlara karşı olabildiğince müstağni olmak gerekirken, Allah karşısında aczimizi, fakrımızı, zayıflığımızı hâl-i pürmelalimizi ortaya koymamız esastır. Semavi, arzi afetleri duayla karşılayalım, onlara karşı duayla sütreler ve siperler oluşturalım ve böylece onların zararlarından emin ve azade kalalım.

164