İçeriğe geç

verdiğinizi, solunuzdaki bilmeyecek!” şeklinde anlamak da mümkündür. Yani siz bir yerde birinin cebine sessizce bir şey bırakacaksınız ama sol tarafınızdaki insan onun farkına varmayacak. İşte sadaka taşlarına bırakılan paralar aynı zamanda o insanların karakterlerini de aksettiriyor. Onların Allah rızasına ne kadar kilitli olduklarını gösteriyor.Bu tarz bir infak anlayışından, toplumun genel ahlakının da oturmuş olduğunu ve herkesin birer disiplin ferdi hâline geldiğini anlıyoruz. Çünkü ihtiyacı olan biri gidiyor ve sadaka taşlarından sadece ihtiyacı kadarını alıyor. İslam’a göre kendisine zekât verilen bir insan, nisaba malik olmayacak (zekât gerektirmeyecek) kadar alabilir. Hatta belki daha hassas davrananlar, sadece o günlük ihtiyacını alıyor ve “Yarın Allah kerim!” diyorlardı. Allah’a, hesaba, mahşere, cennet ve cehennem mülahazasına bağlanmış bu insanlar bence ne bekçiye ne polise ne şuna ne de buna ihtiyaç duyarlar. Düşünün ki Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselam) henüz kız çocuklarının diri diri gömüldüğü, her türlü ahlaksızlığın işlendiği, Mehmet Âkif’in;

“Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta,Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi,Fevzâ bütün âfakını sarmıştı zeminin,Salgındı, bugün Şark’ı yıkan tefrika derdi.”

ifadeleriyle anlattığı Cahiliye dönemindeki insanlardan öyle bir toplum inşa etmişti ki o dönemdeki hırsızlık suçları hakkında bildiğimiz sadece bir iki hadise var. İki üç zina şayiasından başka yaşanan bir ahlaksızlığa da şahit olmuyoruz. Aynı şekilde, çok geniş bir coğrafyada, milyonlarca insanın yaşadığı Devlet-i Âliye döneminde de bu tür yüz kızartıcı hadiselerin parmakla sayılacak ölçüde az ve sınırlı olduğunu görüyoruz. Öyle anlaşılıyor ki İslam terbiyesiyle hakiki insanlığa ermiş bu terbiye-gerdelerin (terbiye görmüşlerin) kurdukları dünyada, bütün bir toplum âdeta ahiretle irtibatlı olarak yaşamıştı. Evet, onlar cennet yolunda yürüme-

227