karşılaşmak mümkündür. Nitekim bir gün Aşere-i Mübeşşere’den Ebû Ubeyde İbn Cerrah (radıyallahu anh) Bahreyn’den çok miktarda mal getirdiğinde ashâb-ı kirâmdan bazıları, ondan pay almak için beklerken, Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), mealen şöyle buyurmuştu: “Allah’a yemin ederim ki ben sizin fakr u zarurete düşmenizden endişe duymuyorum. Asıl korkum, sizden evvelkilerin sahip olduğu geniş imkânlara sahip olmanız ve onların birbirini çekemeyip rekabet ederek helak olmaları gibi sizin de birbirinize haset edip helak olmanızdır.” Evet, makam sevgisi, menfaat hırsı, çok mal elde etme arzusu, kıskançlık duygusu gibi zaaflar insan hayatını tehdit eden birer virüs gibidir ve bunlar insanın bedenini değil, ruhunu öldürürler. Oysaki insan kalıbıyla değil, ruhuyla insandır. İnsanın ruhu ölünce, Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle o, hayvandan daha aşağı bir duruma düşer.115
Kendi Değerlerimizden Kopuş ve Doyumsuz Hırslar
İnsanlar kendi değerlerini yitirdiklerinde kıymet-i harbiyesi olmayan şeylere dilbeste oluyor, arzuladıkları bir menfaati elde etmek için ölesiye bir hırsla onun kavgasını veriyorlar. Böyle kimseler ciddi bir ruhi ve kalbî terbiye görmez ve onların içinde dinin emirlerine saygı duygusu geliştirilmezse toplum içindeki bu tür marazların önünün alınması mümkün olmaz. Evet, kapkaççılıkların, hortumlamaların, iktidar hırslarının, tahrip etme duygusunun, milletin başına tebelleş olarak ona çeşit çeşit tagallüpler (zorbalıklar), esaretler, tahakkümler yaşatmanın arkasında hep aynı husus vardır. Bu itibarla, biz, bizi zapturapt altına alacak, doğruya yönlendirecek, hesap ve murakabe insanı hâline getirecek dinamiklerden uzaklaşınca bunca sıkıntının yaşanması kaçınılmaz olacaktır.