İçeriğe geç

Bu durumu izah adına, kalb ve ruh ufkunun soluklandığı ocaklarda “şeriat”, “tarikat” ve “hakikat” ünvanlarıyla formüle edilen bir yaklaşımı burada ifade etmek istiyorum. Buna göre “Şeriatta şu senindir, bu da benim. Tarikatta bu hem senindir hem de benim. Hakikatte ise bu ne senindir ne de benim.” Yani hakikatte her şey Allah’ındır. İnsanların ellerinde olan şeyler ise onlarda sadece emaneten bulunur. Bir vahidin üç yüzünü teşkil eden bu üç unsur arasında, bütün insanlar için objektif ve bağlayıcı olan, şer’-i şerifle belirlenmiş olan hükümlerdir. İslam fıkhında, ferâiz başlığı altında, hangi vârisin ne miktarda mal alacağı tafsilatıyla açıklanmıştır. Bu açıdan miras taksimi yapılırken, din-i mübin-i İslam’ın kuralları esas alınarak, herkes hakkına rıza göstermelidir.Başta da ifade edildiği gibi bu konuda bazıları fedakârlıkta bulunabilir. Mesela bana babamdan, dedemden miras kalan bir mal gösterildiğinde ben şahsen:

“Dünya geçicidir, burada kalınmaz,Ne kadar mal olsa, murad alınmaz,Gafil olma sakın, geri dönülmez! Yürü dünya yürü, sonun virandır.Meded, bundan sonra ahir zamandır.”

diyerek hisseme düşen malı elimin tersiyle itebilirim. Fakat böyle bir düşünceyi genelleştirme ve başkalarından hissesine düşen mallardan vazgeçmesini bekleme insan tabiatıyla telif edilemeyen bir beklentidir ve böyle bir arzu ve talep insanlar arasında hoşnutsuzluklara sebebiyet verir. Bu açıdan bir kez daha ifade edelim ki miras taksiminde objektif olan, dinin emrettiği hükümlerdir.

İnsanların Çatışmalarında Ahiret Korkusunun Rolü

Günümüzde miras paylaşımıyla ilgili problemlere gelince, kanaatimce asıl mesele çağımızda mala ve paraya karşı aşırı

223