nemeye bir gerekçe olamaz. Zira Cenab-ı Hak, Kendisine ibadet etmemizi emrettikten hemen sonra anne babaya ihsanda bulunmamızı emretmiştir.85 Hele hele bir kişi, ihmal ve tembelliğine gerekçe bulma adına ibadeti veya hizmeti öne sürüyor ve böylece anne babasının, eşinin, çoluk çocuğunun hukukunu ihlal ediyorsa onun cürmü çok daha büyük olur. Bu konuda çok insaflı ve dengeli olmak zorundayız.Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah’la olan güçlü münasebetine, sorumluluğunun ağırlığına, üzerine terettüp eden vazifelerin büyüklük, ciddiyet ve hassasiyetine rağmen ailesinin hakkını gözetme konusunda bize teferruat gelebilecek hususları dahi ihmal etmiyordu. Her gün ikindi namazı sonrası ezvac-ı tâhiratın yanına uğruyor, hâl ve hatırlarını soruyor, ihtiyaçlarını gideriyordu. Sadece şu örnek bile O’nun haklara riayette ne kadar hassas olduğunu gösterir: Efendimiz, vefatına neden olan hastalığı sırasında Âişe Validemizin yanında bulunmayı arzu etmişti. Muhtemelen o mübarek anamızın Allah’a açık ayrı bir yanı, ayrı bir hususiyeti vardı. Fakat Allah Resûlü, sağlığında, eşlerinin yanında sırasıyla kalıyor ve böylece onların hukukunu ihlal etmiyordu. Hastalığı sırasında Hz. Âişe Validemizin yanında bulunma arzusunu sadece, “Yarın neredeyim?” sözüyle dile getirmişti. Durumu anlayan mübarek analarımız da O’nun arzusunu derhâl yerine getirdiler. Bu nasıl bir hassasiyettir Allah aşkına! Oysaki mübarek eşleri dahi olsa kimsenin Peygamber’e karşı hak iddia etmesi söz konusu olamazdı. O’nun, bütün ümmetinin her bir ferdinin üzerinde öyle büyük bir hakkı vardır ki hiçbirimizin o hakkı ödemesi mümkün değildir. O olmasaydı ne Ebû Bekir imanı bulurdu ne Âişe, Âişe olurdu ne de başkaları hidayete ererdi. Âkif’in ifadesiyle:
“Medyûn O’na cemiyeti, medyûn O’na ferdi.Medyûndur o Masum’a bütün bir beşeriyet.”
Dipnotlar
- İsrâ Sûresi, 17/23.