kolaylık bulunan yaşanabilir bir din teklif ediyordu. Onlar yapmaya azmettikleri o ağır kulluğa bugün güç yetirseler de yaşlandıklarında bunun altından kalkamayabilirlerdi. Nitekim Abdullah İbn Amr İbn Âs, nafile oruç tutma hususunda Hz. Peygamber’in hafifletme çabalarına rağmen daha fazla oruç tutmaya güç yetirebildiğini söylemişti. Ancak yaşlandığında, ”Keşke Allah Resûlü’nün bana yaptığı tavsiyeleri tutsaydım.” itirafında bulunmuştu.83 En âbid sahabilerden olan bu zat yaşı ilerlediğinde önceki ibadetlerini sürdürmekte zorlanmış, ancak başladığı ibadetleri de bırakmak istememiştir.Hakikat ve orta yol bu olmakla birlikte, bu şekilde düşünen sahabenin durumunu yanlış değerlendirmemek gerekir. Onların inhiraf ettiğini düşünmek doğru değildir. Sahabilerin niyetleri, Allah rızasını kazanmak ve bunun yolu olan kullukta kendi sınırlarını zorlamaktı. Onların bu azim ve kararlılıkları Allah Teâlâ’nın hakkını teslim etme düşüncesine dayanıyordu. Bu sayede ahirette Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) ayrı düşmeyeceklerine inanıyorlardı. Fakat bu mevzuda, Peygamber ölçüsünde itidali koruyamamışlardı. Allah Resûlü de müstakim ve fıtrî olan yolu onlara tavsiye etmişti.Mevzubahis olan hadislerdeki mazmun şu idi: “Senin üzerinde Rabbinin hakkı var, nefsinin hakkı var, bedeninin hakkı var, ehlinin hakkı var… Her hak sahibine hakkını ver.”84
Buradan anlaşılan mana şudur: Bir mümin dinî emirleri yerine getirirken kusur etmemeli, aynı zamanda nefsinin haklarına da riayet etmeli ve ailesinin hukukunu gözetmelidir. Mümin için hakların hiçbirini ihmal etmemek önemli bir gaye olmalıdır ve bunu yaparken bir hak diğerine mâni olmamalıdır. Allah yolunda yapılan ibadet ü taat dahi insanın kendisini, ailesini, anne babasını, çocuklarını ihmal etmesine engel olmamalıdır. Mesela Allah yolunda hizmet etmek anne babanın hukukunu çiğ-
Dipnotlar
- Buhârî, fezâilü’l-Kur’ân 34; Müslim, sıyam 182.
- Buhârî, edeb 86, savm 51, teheccüd 15; Tirmizî, zühd 64.