İçeriğe geç

ve bir nefretin oluşmasına sebebiyet verebilirler. Bu noktada bir ölçü olması adına bugünkü gibi hatırladığım bir hatıramı nakletmek istiyorum. İzmir Bozyaka’da insanların yardımına başvurulmuştu. Orada meselenin ehemmiyetiyle ilgili bir konuşma yaptıktan sonra emaneten yatıp kalktığım odama doğru yönelmiştim. Biri, merdivenlerden hızlı hızlı yukarıya doğru çıkarak yanıma geldi. Kamudan emekli olan bu zatı tanıyordum. Emeklilik ikramiyesiyle satın almış olduğu evinin anahtarlarını bana uzattı ve sonra “Aşağıda herkes bir taahhütte bulundu. Benim bundan başka sermayem yok. Ben de evimin anahtarlarını veriyorum.” dedi. Bu göz yaşartıcı tablo karşısında ona dinde böyle bir mükellefiyet olmadığını söyleyip anahtarları iade ettim. Daha sonra da “Git, çoluk çocuğunla evinde otur. Rabbim sana verdikçe sen de infakta bulunursun.” dedim. Kanaatimce mesele böyle bir espriye, böyle bir dengeye bağlı olarak ele alınmazsa dinde zorlamaya gidilmiş olur.

Hâlbuki Cenab-ı Hak, 28ِ اَلا ِإِْكَْرَ اَهَ ِفِي الِّد�ِ يِنkavl-i kerimiyle dinde zorlama olmadığını beyan buyurmuştur. Evet, ister insanların dini kabulünde isterse diyanet adına yapılacak amellerde din adına bazı şeyleri yapmaya zorlama yoktur.

Evet, İslam kolaylık zeminine oturtulmuştur. Onu bazı insanların tabiatını aşacak şekilde zorlaştırırsanız yaşanmaz hâle getirmiş olursunuz. Bu defa maksadınızın aksi bir durumla karşılaşırsınız. Siz, insanlardan civanmertlik göstermelerini istediğiniz, onların ellerini taşın altına sokmalarını arzuladığınız bir durumda dini yaşanmaz hâle getirdiğiniz için hadiseler aleyhinize gelişir ve böylece mağlup duruma düşersiniz. Zira

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), َ ِإَِّنَ الِّد�ِ يَنَ ُيُْسْ ٌرٌ َوَ َلْنْ ُيَُشَ اَّد

55