İçeriğe geç

verip hac farizasını eda eden ve bütün bunların yanında “falancı” “filancı” denilip değişik saldırılara maruz kalmasına rağmen durduğu yerde sağlam duran bir insan, önemli bir duruş sergiliyor demektir. Öyle inanıyoruz ki böyle bir insan ötede Cenab-ı Hakk’ın sonsuz lütuflarına mazhar olacaktır. Çünkü bu gibi şartlar altında Allah rızası için yapılan her bir amelin Allah nezdinde apayrı bir kıymeti vardır. Bu sebepledir ki mal ve canlarıyla bir hizmete sahip çıkan insanların yapmış oldukları hiçbir fedakârlık asla küçük görülmemeli ve onların her yardımı mutlaka takdirle karşılanmalıdır.

Alkışlanarak Gayretler Şahlandırılmalı

Konuya infak açısından baktığımızda Asr-ı Saadet’te sahabe-i kiram efendilerimizin arasında bile seviye farklılığının olduğu görülecektir. Mesela Tebuk seferi öncesi onlar infaka çağrıldıklarında, Hazreti Ebû Bekir Efendimiz bütün servetini vermiş, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, Çoluk çocuğuna ne bıraktın?” sorusuna ise ”Onlara Allah ve Resûlü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) bıraktım.” şeklinde cevap vermiştir.26 İşte bu, sıddıkiyet mertebesidir. O, Allah’a ve Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı sadık, İslam’ı kabul etmede de prototip bir Müslüman’dır. Hazreti Ömer Efendimiz ise servetinin yarısını getirip teslim etmiştir. (Tabii, bu arada şunu da vurgulamak gerekir: “Hazreti Ömer Efendimiz, Hazreti Ebû Bekir Efendimiz’in çok gerisindeydi.” demek Hz. Ömer’e karşı saygısızlık olur. Zira onun da kendisine göre râcih/ağır basan yanları vardır.) Hazreti Osman ve Abdurrahman İbn Avf gibi sahabi efendilerimiz ise yedi yüz deveyi yüküyle beraber tasaddukta bulunmuştur.27 O günün imkânlarına göre bunu bugün beş yüz Mercedes bağışlama şeklinde düşünebilirsiniz. Hazreti Ali Efendimiz, işin içine

52