Sanayi inkılâbı, Rönesansın geliştirdiği tecrübî ilimlere dayandı. Bu dönemde pozitivizm ve aklî ilimlere olduğundan fazla önem verildi. Vakıa, dünya bir ölçüde gidip koyu bir maddeciliğe saplandı ama, eşya ve hâdiseleri de öyle bir hallaç etti ki, o güne kadar bilinenlerin pek çoğu altüst oldu ve işte bütün bunlar dünyada bir şok tesiri yaptı.
Evet, bir taraftan onun icat ettiği o öldürücü, korkunç silahlar, diğer taraftan yerin altını üstüne getirme gibi her biri bilgi ve düşünce ufkumuzu aşan keşif ve tespitleriyle o âdetâ bizi büyüledi. Öyleki, bütün bunların karşısında, illüzyona girmiş gibi başımız döndü, bakışlarımız bulandı. Dolayısıyla da kendi değerlerimize karşı bir sarsıntı sürecine girdik. Tanzimat bu şokun tesiriyle gerçekleştirilmiş bir ‘vak’a-yı şer’iye’dir ve bütün zaaflarımız onunla su yüzüne çıkmıştır. Temelde, pozitivist düşünce, Batı’nın algıladığı şekliyle bizim değerlerimize taban tabana zıt iken, bu düşünce M. Reşit Paşa gibi pozitivist mukallitler tarafından millet ve devlet felsefesi haline getirilmiştir. Bu itibarla da biz, kendi değerlerimizle çelişerek kendi kendimizle kavga ederken, Batı sürekli ilerlemiş ve biz de her türlü atılıma kapalı, atalet içinde yaşamışızdır.