Bütün bunlar gerçekleştiği takdirde ise artık fert ve toplum/toplumlar küçük ve hasis menfaat mülâhazalarına göre değil de, bir kısım yüksek gayeleri gerçekleştirmeye yönelir ve kendi hesaplarına var olma yerine var etme hedefine kilitlenir ve yaşatma zevkiyle ömürlerine uhrevî bir derinlik kazandırırlar. Öyle ki, bu tali’liler, kendi hesaplarına Cennet zevkleri duyma yerine, bu dünyayı herkes için Firdevslerin koridoru hâline getirmeye koşar ve Mevlâna ifadesiyle, sürekli bulutlar gibi ağlar, gülleri ve çiçekleri güldürürler.
İşte ancak bu sayededir ki, gerçek mânâsıyla hak, adalet ve eşitlik teessüs eder; kinler, nefretler, düşmanlıklar baskı altına alınır ve belli ölçüde de olsa her yanda huzur esintileri duyulmaya başlar. Zannediyorum çağımızda bütün insanlık tarafından beklenen de işte böyle bir durumdur.
Çağın mimarlarının böyle bir atmosfer oluşturmaları dileğiyle…