İçeriğe geç

İslâm’ın fertle toplum arasında bir dayanışma ve yardımlaşma duygusu tesis ettiği her türlü izahtan vârestedir. İslâm hem fertlere hem de topluma birbirini görüp gözetme sorumluluğu yükler ve Müslümanların bir vücudun uzuvları mesabesinde olduklarını gösterir. Böyle bir kabulleniş sayesinde her fert çevresini iyiliğe, güzelliğe yönlendiren bir mürşit ve olumsuzluklardan da alıkoyan bir sıyanet meleğidir. Bu ölçüde dayanışma içinde olan ve paylaşmasını bilen bir toplum, gelecek vaat etmektedir ve ilâhî inayetle de müeyyettir. Böyle bir mazhariyetin şurada burada araştırılmasına da gerek yoktur; her şey İslâm’ın kerameti ve Kur’ân’ın bereketindendir. İslâm, kişinin ruh ve vicdanını terbiye ve tasfiye ederek her ferdi toplumun mükemmel bir rüknü hâline getirir; evet, onu yontup şekillendirerek sağlam bir aile cüz-i ferdi seviyesine yükselttiği aynı anda topluma da kırılmaz, paslanmaz bir parça kazandırmış olur.

İslâm sisteminde ferdin yer ve konumu çok önemlidir. O, bir zaviyeden toplum binasının temel taşı ve milyonlarca, milyarlarca parçacıklardan mürekkep heyet-i umumiyenin de bir molekülü mesabesindedir. Ondaki her iyilik ve güzellik ya da kötülük ve çirkinlik şöyle-böyle mutlaka bugün olmasa da yarın heyet-i içtimaiyede kendini gösterir. Evet, insanî değerler evvelâ ferdin vicdanında çimlenir, onun ruh dünyasında yeşerir, sonra da toplumun değişik katmanlarında kendini hissettirmeye başlar. Hatta gün gelir bütün insanlığı alâkadar eden evrensel bir seviyeye ulaşır.

Böylece fertlerin vicdanlarında birer rüşeym hâlinde beliren herhangi bir güzellik, zamanla topyekün insanlık çapında bir derinliğe, yaygınlığa ulaşır ve her yanda bir şefkat ve merhamet esintisi şeklinde kendisini hissettirir. Bu sayede toplumlar arasındaki anlaşmazlıklar zail olmaya başlar ve yavaş yavaş da olsa bir uzlaşma zemini oluşur.

455