İçeriğe geç

Bu görüşlerden de anlaşıldığı üzere; toprağın kiraya verilmesi, bir kısım zaruretlerin zorlamasıyla ortaya çıkan hususî bir durumdur ve mü’min ona ancak zaruret hâlinde başvurmalıdır.

Müteahhir (son dönem) Hanefi fukahâsından İbn Âbidin’e göre, vergi verilme mecburiyeti olan bir toprak, şayet işleyicisinin elinde iyi işlettirilmiyorsa, sözgelimi arazi mahsul vereceği hâlde iyi sulanmıyorsa, devlet reisi arazi sahibine daha çok vergi yüklemek suretiyle onu daha fazla harekete ve gayrete getirme salâhiyetine sahiptir. Hatta elinden alıp o araziyi başkasına verip işlettirebilir de.

Seyyidina Hz. Ömer (radıyallâhu anh) devrinde toprağın daha bir farklı şekilde işlettirildiğini görmekteyiz.

Medain ve İran’ın bütün şehirleri fethedilince, harbe iştirak eden mücahitler, araziyi aralarında paylaşmak istemişlerdi. Ordu kumandanı Sa’d b. Ebî Vakkas durumu Hz. Ömer’e bildirdiğinde, o, Allah Resûlü’nden işittiği bir hususa dayanarak Sa’d b. Ebî Vakkas’a şöyle cevap vermişti:

“Sen askerler arasında ganimeti taksim et. Araziyi de, oranın yerli halkından idarecilere tevdi et ve onlara belli prensipler altında vergi koy. Zira onlar, o araziyi daha iyi bilir, daha iyi işler ve daha iyi semere alırlar. Onları himaye ettiğimizden dolayı da, bize her vatandaş gibi vergi verirler.”4

Aynı hâdise Mısır havalisinde de yaşanmıştı. Kumandan Amr b. Âs, Hz. Ömer’e bir mektup yazarak hâdiseyi bildirmiş ve Halifenin fermanı da yine aynı istikamette sâdır olmuştu: “Ganimeti dağıt, araziyi yerli halka bırak, işletsinler ve devlete de vergi versinler.”5

Bu şekilde Hz. Ömer devrinde arazi daima canlı tutulmuş ve o, işletmeyenlerin elinden alınıp işletenlere verilmiştir.

406