Münafık, aslında hiçbir şeye inanmadığı hâlde, duruma göre “Benim Allah’a ve ahiret gününe inancım tamdır.” diyerek kendine mü’min süsü verir ve her zaman ehl-i imanı aldatmaya çalışır. Ne var ki, her aldatma hareketinde aldanan da onun kendisidir; zira mü’minler firasetlidirler ve imanın nuru ile, gördükleri her şeyi doğru görürler.. “Evet ehl-i iman ne kadar âmî ve cahil de olsa, aklı derketmediği hâlde, kalbi öyle hodfuruş adamları gördüğünde soğuk görür ve onlardan nefret eder.”1 Kur’ân-ı Kerim bir yerde kendi kendini aldatan bu tip kimseleri şöyle resmeder: “Öyle insanlar da vardır ki bunlar, Allah’a ve ahiret gününe inandık derler; oysaki bunlar asla inanmış değillerdir (inanmış değillerdir ama, akılları sıra böyle yapmakla) Allah’ı ve ehl-i imanı aldatmayı kurarlar. (Aslında onlar bu tavırlarıyla sadece) kendi kendilerini aldatmışlardır, ama bunu fark edemezler.”2Yine Kur’ân’ın tespitine göre bunlar, kalben hasta kimselerdir. Hisleri malûl, idrakleri tutarsız, şuurları kapalı, iradeleri de nefsanî temayüllerinin emrindedir. Vicdanî mekanizmalarıyla tamamen meflûç olan bu insanlar, hastalıkları ile o kadar uyuşmuşlardır ki, onları tedavi etmeye kalksanız tepki alırsınız, ilâç verseniz tokat yersiniz, kurtarmak isteseniz hakarete maruz kalırsınız…
Dipnotlar
- 1 Bediüzzaman, Mektubat s.467 (Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Kısım).
- 2 Bakara sûresi, 2/8-9.