İçeriğe geç

Evet, eğer bir insan kalbini küfürle kirletmiş, düşüncelerini hevesata bağlamış, insanî melekelerini de nefsinin yedeğine vermişse o, göklerin üveyki olmaya namzet iken, kolunu-kanadını kırmış, yerlerde sürüm sürüm bir sürüngen hâline gelmiş ciğeri kan içinde bir tâli’sizdir. Bütün hayatını Cehenneme çevirmiş böyle birinin: “Hürüm, serâzâdım, kendi hayatımı yaşıyorum…” gibi tesellileri ise realite planında hiçbir şey ifade etmeyeceği açıktır. Farkında olsun olmasın o, şeytanın azat kabul etmez kölesi hâline gelmiş ve nârı nur zannetmekte, yakını uzak sanmakta, kısayı uzun görmekte ve gelip geçici şeylerin ötesinde de hiçbir şeyi sezememektedir.

Her şeyi maddeye bağlayan, maddeyi de yenilmez, değişmez bir güç kabul edip Yüce Yaratıcı ve O’nun sonsuz ilim, irade ve kudretini görmezlikten gelen böyle biri, hayatını da tabiatın dar kuralları içinde yorumladığından, kendi ilmi, iradesi ve inkişaf kabiliyetleri adına, genişi daraltmış, nihayeti olmayanı sınırlandırmış ve her şeyi bugün ve bugünün şartlarından ibaret olan dar bir alana sıkıştırmak suretiyle, geçmişsiz, geleceksiz bir hayatın boynu tasmalı, ayağı prangalı kölesi hâline gelmiştir. Böyle birinin, temkinsiz, dikkatsiz, dünsüz, bugünsüz muvakkat bir hayatın “hayhuy”u içinde ömrünü –Nurlar’daki beyan çerçevesinde– israf edeceği ve meyhanelerle, kumarhanelerle, hapishanelerle hayat ufkunu karartacağı açıktır. Ne acıdır ki, netice itibarıyla Cennetlere namzet bir mahiyette yaratılan bu insan, onca istidat, kabiliyet ve donanımına rağmen Cehenneme ehil hâle gelmekte, göz göre göre Allah’a götüren şehrahtan çıkarak şeytanî mülâhazaların patikalarında sürüm sürüm olmakta, elindeki kevser dolu kadehleri müskirat kâseleriyle değiştirmekte, diriler arasında ölüler gibi yaşamakta ve ömrünü cismanî iştihaların gayyasında körler ve sağırlar gibi geçirmektedir.

328