İçeriğe geç

Terkibinde madde-mânâ, fizik-metafizik, dünya-ukba unsurlarını ihtiva eden bu yeni oluşum, varlık ve eşya ile içli-dışlı Allah’la da hemhâl olanların insanlığa en büyük medeniyet armağanları olacaktır. O günün tâli’li insanları, bugüne kadar eşi az görülmüş bu irtifa sayesinde hep kaderlerini sevecek; bugünü değerlendirmenin yanında geleceğe açık olmasını bilecek; şimdilerde gönüllerine akseden eksiği-gediği de inanç ve ümitleriyle doldurarak ömürlerini hep üveyikler gibi gökyüzünde yüzerek geçireceklerdir.

Dünyevî ve maddî olduğu kadar, ahiret ve ebediyete de inanan bu insanların inşa edecekleri dünyadaki huzur ve itminanı duymak için, cihanın dört bir yanından, turist kafileleri gibi huzur kafileleri, hem de bir Piyer Loti iştiyakıyla selvilerimizin gölgesine koşacak ve içtimaî harimimizin vaad ettiklerine can atacaklardır. Böylesine ruh ve maddenin birleşik dünyasında sonsuzluk yudumlayıp dolaşan ruhlar, gönüllerini, zaman ve mekânları da aşarak, ta ebediyetlere saldıkları için, her şeyin hakkından gelmeye yeten, inanç, tevekkül, teslimiyet ve Hakk’a itimatları sayesinde hep dolu dolu yaşayacak; kaybettikleri veya elden kaçırdıkları bir kısım küçük şeyleri de bir terbiye teşrîfâtı ve gönül safvetiyle geçiştirecek, elemin kalıcısını hiç mi hiç duymayacaklardır.

Elbette ki bu mâverâîliğe, şimdiye kadar gelmiş-geçmiş emsallerinde olduğu gibi öyle bir hamlede, bir nefhada ulaşılamayacak; bütün bu güzelliklerin, gönüllerin hendeselendirdiği o amudî (dikey) ufku tutabilmesi, şuuruyla ona sahip çıkması için, kalblerin bu mazhariyeti hazmedecek ölçüde sevgiyle yumuşaması, sinelerdeki aşk ve heyecanın bakışlarda tebessümleşmesi, belli nispette de olsa, fâniliğin aşılıp ruhların ezelî ve mâverâî hisleri duyabilmesi şarttır.

107