Aslında bir ruh imanla kanatlanmışsa, artık o ne başka eşiğe baş koyar, ne de başkalarına dilencilik yapma zilletine düşer.. kimseden korkmaz, kimseye baş eğmez ve imanın gücü ölçüsünde her şeye karşı yiğitçe davranır. Evet, “İman hem nurdur, hem kuvvettir; hakikî imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir ve hâdiselerin tazyikatından kurtularak her zaman mutlu olabilir.”6 Çünkü, “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül de saadet-i dâreyni (dünya-ahiret mutluluğu) netice verir.” (Bir-iki kelime değişikliğiyle Üstad Bediüzzaman’dan.)7 Böyle bir iman âbidesi, her zaman gönlünü, gökler ötesi âlemlere ulaşmak için bir helezon gibi kullanır ve onunla meleklerin, ruhanîlerin iç içe bulunduğu melekûtî derinliklerde kanat çırpar durur. Zaman olur, melekler ve ruhanîler onun kulaklarına bir şeyler fısıldar ve zaman gelir o, ruhanîlerin boyunlarına mârifet gerdanlıkları takar ve bulunduğu âlemin müşârun bil-benânı (parmakla gösterilen) olur. Hele bir de o, imanını irfanla derinleştirip irfanını da ruhanî zevklerle bezeyebilmişse.. evet işte o zaman, melekleri bile imrendiren ufuklarda pervaz etmeye başlar.. hep Hakk’ın hoşnut olacağı zirveleri kollar.. sürekli Cennetliklerle oturur kalkar ve “a’lâ-yı illiyyîn” rüyaları görür. Nûr-u iman ile a’lâ-yı illiyyîne yükselip, Cennet’e lâyık bir kıymet almak hakikî mü’minin kaderi; küfrün zifirî dünyasında aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) düşüp Cehennem’e ehil hâle gelmek de kâfirin mâkus tâli’idir. (İkinci şık başlı başına bir konu ama, zannediyorum tahliline bu sahifeler yetmez…)
Dipnotlar
- 6 Bediüzzaman, Sözler s.334 (Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Üçüncü Nokta).
- 7 Bediüzzaman, Sözler s.335 (Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Üçüncü Nokta).