İçeriğe geç

Oysaki eğer, daha ilk yenilenme rüyaları görmeye başladığımız günden itibaren, maddeyi de mânâyı da kontrollü olarak ele alıp atbaşı götürebilseydik, hem zihnî ve ruhî faaliyetlerimiz, hem de fizyolojik hareketlerimiz dengeli bir çizgi takip edecekti. Evet, daha o ilk günlerde hiç olmazsa bir parça okuyup düşünebilenler; matematik, fizik, kimya, astronomi ve biyolojiye olduğu kadar metafizik mülâhazalara, dine-imana ve kendi düşünce çizgimizde estetiğe; sözün özü, temel kültür kaynaklarımıza yönelebilselerdi, bugün çok daha farklı ve insanlık adına daha yararlı neticeler elde etmiş olacaktık. Ama ne gezer.! Biz, büyük ölçüde ikinci şıkkı tamamen ihmal ederek, ihmalin de ötesinde, her zaman o türlü düşüncelerin aleyhinde bulunmayı aydınlığın gereği saydık. Öyle ki, en önemsiz şeyler karşısında fevkalâde duyarlı davrandığımız hâlde, zihnî, ruhî, kalbî aktivitelerimizi bütün bütün görmezlikten gelerek, bilim ve düşünce adına da, din-iman ve bütün metafizik mülâhazalar hesabına da, Einstein’ın yaklaşımıyla, bir sürü kör bir sürü de topal yetiştirdik. Bilim ve araştırma mevzuunda duyarlı olmak elzemdi ve o hususta kat’iyen kusur edilmemeliydi. Buna “eyvallah” ama, ne gariptir ki biz; insan, varlık ve hâdiselerle alâkalı konularda –gücümüz nispetinde de olsa– meselenin fizikî buuduna fevkalâde ihtimam gösterirken, metafizik yanını bütün bütün görmezlikten geldik ve geliyoruz. Her şeyi maddeye, kaba güce ve ekonomiye bağlıyor ve bunları, dünyayı Cennetlere çevirmenin biricik temel unsurları sayıyoruz.

279