Bu itibarladır ki, bugün ülkemizde sürdürülen hizmetlerin münhasıran bizi alâkadar ediyor gibi görülüp gösterilmesi kat’iyen doğru değildir.. bizim nefes alıp verişimiz, İslâm dünyasının nefes borularının çalışması, bizim dirilişimiz de topyekün mazlumlar dünyasının derlenip toparlanması demektir. Bu durumu, ebedî hasımlarımız da çok iyi bildiklerindendir ki, baskılarını hiçbir zaman üzerimizden eksik etmemekte; yumruklarının birini başımızdan kaldırırken öbürünü indirmekte.. bir kere soluk aldırsa on defa ellerini gırtlaklarımıza götürmekte.. bir saat güldürse günlerce ağlatma yollarını araştırmakta.. hâsılı bize hiç mi hiç rahat vermeyi düşünmemektedirler. Evet, dünya nasıl değişirse değişsin, içtimaî, iktisadî sistemler ne hâl alırsa alsın, cihanlar ne şekle girerse girsin, bir kısım kimseler o haçlı seferleri sırasındaki hırçınlıklarından vazgeçemeyecek; batı her fırsatta, o derin kindarlığı, o eski fakat eskimeyen müsamahasızlığıyla sürekli Müslümanların karşısına çıkacak ve onlara kan kusturmaya devam edecektir.
Bundan dolayıdır ki, bilhassa bizim insanımız, tarihin bize tahmil ettiği en şanlı vazifeleri, en şerefli bir surette ifa edebilmek için daima zirveleri kollama, kendi dünyasında bayraktarlığı kimseye bırakmama, devletler arası muvazene ve dünya dengesinde, tarihî yerimizi istirdat edecek seviyede ve sorumluluk şuuruyla hareket etme mecburiyetindedir. Bu çok önemli ve âlemşümul hedefi yakalamak için de, milletçe ilmî, içtimaî, iktisadî ve sınaî bir güzergâhın takip edilmesi; millî yapının kendi hususiyetleriyle bir kere daha gözden geçirilerek sağlamlaştırılması, sağlam esaslara bağlanması; millet ve idareci münasebetlerinin şanlı geçmişimiz çizgisinde yeniden ele alınması, halkın rehberlerini saygıyla selâmlayıp onlara temenna durması, rehberlerin de arkalarındaki kitleleri samimiyetle kucaklaması; güç ve kuvveti temsil edenlerin, millete, milletin de onlara güvenip itimat etmesi şarttır.