Artık bugün bu mazlumlar ülkesinde hemen her millet asırlardan beri basar ve basiretini kapayan simsiyah bir perdenin, şurasından burasından açılan delikler ve sızan ışıklar sayesinde, dünya ve kendi çevresindeki hâdiseleri daha bir başka görmekte ve daha bir başka değerlendirmekte. Bu yeni bakış zaviyesi ve değerlendirme, onlara, özlerini keşfetme yollarını açacağı gibi, dinî duygu, dinî düşünce ve tarih şuurundaki potansiyel gücü kavramalarına da yardım edecektir. Bu sayede, yıllardan beri onları yıldıran haricî güç ve kuvvetlerin, haricî hâkimiyet ve satvetlerin büyük ölçüde kendi gafletlerine, kendi yanlışlıklarına hatta kendi imkân ve kendi iktidarlarına dayandığını yer yer üzülerek –heder olup gitmiş onca yıldan ötürü– zaman zaman da sevinerek –şu anda olsun gerçeklere uyandıklarından dolayı– görüp hissedenler çıkacak ve bunca yıldır gözlerinin içine baka baka yeraltı, yerüstü zenginliklerini yağmalayan kırk haramilere karşı, ihtimal, bundan sonra olsun, tavır belirleyecek ve bir daha da aynı oyunlara gelmemeye çalışacak.
Biz, kendi dünyamızda, her gün daha da artan bir tempo ile gelişen, çoğalan böyle bir düşünce ve böyle bir şuuru müşâhede ettikçe, kendi kendimize şöyle deriz: Muhtemel çok yakın bir gelecekte, her gün daha da coşan, pekişen bu heyecan ve şuur, öylesine ciddî bir feveranla kendisini hissettirecektir ki; o gün yüzü gülmedik bir mazlum ve mağdur, ettiklerine nadim olup ağlamadık da bir zalim kalmayacaktır.