İçeriğe geç

Nasıl ki, bir köşk, bir yalının mimarîsi, mimarîsindeki incelik ve zarafeti, köşkün ve yalının ötesinde, bizlere başka şeyler fısıldar; öyle de bu sanat harikası tabiat meşheri de, varlığının ötesinde, bir var edip gün yüzüne çıkaran, bir tanzim edip ortaya koyan; ortaya koyduğu her eseriyle kendisini hissettiren, fakat azametiyle bir türlü sezilemeyen, insan idrak ve ihatasının üstündeki, bütün nizam ve güzelliklerin hakikî kaynağını onların vicdanlarına duyurur ve mest eder.

Tabiatta mimarî, semalarla iç içe gibidir. Dağların, o mehîb edalarıyla başlarını semanın eteklerine dayamış gibi görünmeleri; göklerin, bu şiddetli vuslat arzusuna karşı kendilerini salıvermeleri, evet bu mimarî, bütünüyle ne tatlı bir remizdir! İnsan hayali, çiçeklere konup kalkan arılar gibi, onun güzelliğinin akislerine kona kalka ufka kadar ilerler… Oraya ulaşınca da, yeniden başlayacak bir seferle, yolların gökler ötesi sonsuza doğru uzayıp gittiğini sanır. Sanır da, ruhunun derinliklerinde ötelere ait nağmeler duymaya başlar. Hülyalarıyla bu âlemde uzun süre kalmayı başaranlar; sevdasıyla yanıp tutuştukları, hasretini vicdanlarında duydukları hakikî Sevgili’nin vuslatına erer ve bu tatlı rüyadan uyanmak istemezler…

Kalb, ruh ve vicdanlara bin bir haz ve lezzetin akıp durduğu bu irfan kuşağında seyahate azmetmişler için tabiat, gönüllere inşirah salan manzaraları, rengârenk tepeleri, hülyalı dağları, baygın bahçeleri, ürperten koruları, çağıltılarla akıp giden çayları ve “Vahdet, vahdet!” diye denizlerle bütünleşen ırmaklarıyla… evet, bütün bunlarla bilhassa, bahar ve yaz mevsiminde tam bir güzellik meşheri; bir keyif, bir neşe, bir huzur, bir hayal diyarıdır âdeta.

118