Biz, burada şimdi, bu çok geniş ve şümullü mevzu üzerindeki söylenmesi gerekli olan hususları, işin mütehassıslarına bırakarak Sünnetin tespitiyle alâkalı bir iki önemli meseleyi kuşbakışı arz etmeyi düşünüyoruz.
Sünnet, Allah Resûlü ve O’nun nurlu ashabının yaşadığı çağdan günümüze kadar, Kitap’ın yanında korunup-kollanan ve her asırda yüzlerce devâsâ insanın, kabullenip hemen her meselede müracaat ettiği tertemiz ilâhî bir kaynak ve teşride de ikinci esastır.
Kur’ân-ı Kerim, pek çok âyetiyle Hazreti Seyyidü’l-beşer ve O’nun sünnetine uymayı emrettiği gibi, pek çok sıhhatli ehâdîs-i şerife de, yine Sünnete ittibâın önemi ve onun teşrîdeki yeri üzerinde durmaktadır. Denebilir ki, hemen her devirde aklının altında kalıp ezilmiş bir iki nasipsiz istisna edilecek olursa, sünnet, din ve dinî hayata esas teşkil etmesi bakımından bugüne kadar hep Kur’ân’la beraber mütalâa edilmiştir. O, Kur’ân’la o kadar içli dışlı ve o kadar beraberdir ki, ne onu Kur’ân’dan, ne de Kur’ân’ı ondan tecrit etmek mümkün değildir.
Sünnet, Kur’ân’ın müphem kısımlarını tefsir, mücmel yerlerini tafsil, mutlak olan hükümlerini takyid, âmm olan kısımlarını da tahsis etme gibi Kur’ân’a ait hizmetleriyle âdeta onunla bütünleşmiş gibidir.