İçeriğe geç

Âh benim sevgili dünyam! Acaba bir gün seni canıyla-imanıyla sevecek, yaşama arzusundan vazgeçip yaşatma sevdasıyla sermest evlatlarını görebilecek miyiz..?

Esir milletler esaretten nasıl kurtarılır? Onlara özlerini bulma yolları nasıl gösterilir? Ve kendi kendilerine ayakta durmaları nasıl temin edilir? Bunları düşünmek bizim münevver ve mütefekkirlerimizin vazifesidir. Şimdiden bunları düşünmez, çare aramaz ve bu yeni uyanışta rehberlik rolümüzü iyi oynayamazsak, uzun yıllar kendinden uzak kalarak yol-iz belirsizliğine uğramış bu ülkeler, değişik türden istismarcıların ellerine düşecek, birkaç fasıl da onların baskıları altında preslenip gideceklerdir. Denebilir ki şu anda dahi, eski ağaların, yeni istismar yolları aramalarının yanında –getirdikleri sûrî demokrasiye rağmen– Avrupalılar, Amerikalılar, hatta Pasifik ülkeleri de, bu mağdur milletleri sağmal gibi kullanma yollarını araştıracak.. bulacak veya bulamayacak.. ama bu “hân-ı yağma”dan mutlaka istifade etmeye çalışacaklardır.

Şimdiye kadar defaatle işgal ve istismar edilen bu mazlum insanlar, bugün olsun, gönülden ele alınıp çağın gereklerine göre yönlendirilmez ve kendi dünyalarına giden yollarda ellerinden tutulmazsa, çevrelerinde bin bir değişiklik olsa bile, mahkûm, mazlum ve mağdurlar hep aynı kalacak; değişen sadece hâkim sınıflar olacaktır.

Kanaatimizce, yardım gayesiyle dahi olsa, bu ülkelere, ikinci bir kez yabancıların girmesine fırsat verilmemelidir. Ne pahasına olursa olsun, bu milletçe, onlara, kendi kendilerine ayakta durmaları öğretilmeli ve kat’iyen istismara açık yabancı destek ve kaidelerin insafına bırakılmamalıdırlar. Bir millet için yükselme ve ilerleme, o milletin kendi ruh ve mânâ kökünden fışkırarak meydana gelmişse, o, uzun ömürlü ve ümit vaad edici olur. Aksine, yükselme de, ilerleme de başkalarının kontrolünde kalır gider.

151