O devirler, her şeyimizle bizlere, ruhlarımıza, güç kaynaklarımıza, göz kamaştırıcı ihtişamlarımıza dâyelik yapmış mübarek zamanlardır. Onun için her millette olduğu gibi bizim için de, soyunda muhteşem devirlerin temsil edildiği mazi, elbette pek çok yönleriyle cazibedar ve büyüleyici olacaktır. Ve elbette ona karşı lâkayt kalınamayacaktır. Kışlar, karı-soğuğu; geceler, karanlığı-yalnızlığı; gündüzler, aydınlığı-renkliliği; tabiat, rengârenk manzaraları-meşherleri; şehirler, köyler sihirli iklimleri-gelin endamları; ufuklar, sonsuza açık buğuları-hüzünlü atmosferleri; düzlükler, hülyalı güzellikleri-gönüllerimizi çalan büyüleriyle ruhlarımıza bir şeyler mırıldanarak, sık sık bizleri, içinde bulunduğumuz zamandan uzaklaştırıp, geçmişin ferahfeza yamaçlarında ve onun hülya dolu iklimlerinde gezdirirken, ona karşı nasıl lâkayt kalınabilir ki..!
O devirler, kendi çocukluk ve gençliğimizi yaşadığımız aynı anda, şanlı geçmişimizi omzunda bayraklaştıran soylu şehit ve gazilerimizle buluşup kaynaştığımız mukaddes diyarlar ve mübarek zamanlardır. O devirler, analarımızın sevgi ve mehabet tüten yüzleri, atalarımızın sarsılmayan ümit ve emelleriyle tımar edilmiş öyle mübarek bir bahçedir ki, her an ayrı ayrı güzellik ve ihtişamları, her mevsim başka başka çiçek ve meyveleriyle hâlâ başlarımızı döndürmekte, hâlâ gönüllerimize Cennet rayihaları salmaktadır.
Bizler, o eski günlerin ve o eski güzelliklerin, yeni bir eda ile esip ruhlarımızı okşamasından anlıyoruz ki, meğer o ilâhî günlerin sesi de sükûtu da, ızdırabı da zevki de, hâlin mânâsız zevkine-safâsına nispeten âdeta bir cennetmiş…