İçeriğe geç

Hele, dağlarının masmavi semalarla bütünleştiği; sahillerinin gökler gibi derinleştiği; bin bir renk ve ışık oyunlarına mâkes yamaçlarının gölgelerle oynaştığı; şahikalarının mehîb duruşlarıyla birer hatip gibi, kendilerine has lisanlarla gürül gürül ses verip durduğu; ince ve yumuşak tabiatının kıvraklardan kıvrak o çarpıcı beyanı ve büyüleyici manzarasıyla, sonsuzdan gelen ve sonsuza açık olan en derin, en yüksek bir şiiri ruhlara fısıldadığı; mehtabının, gümüş bir fanustan sızıyor gibi etrafa saldığı ışık hüzmeleriyle yeryüzünü âdeta semavîleştirdiği; güneşinin, bitevî urbalarını atıp bütün çarpıcılığı ve yakıcılığıyla, hemen her mevsim göz ve gönüllerimize aydınlık ve neşe salıp durduğu.. yıldızlarından her zaman ruhlara birer füsun, birer hayal ve birer hayretin akıp geldiği ve bütün bu güzelliklerin yanında tıpkı bir gökkuşağı gibi tüllenen bu bin bir renk ve âhenk cümbüşü altında, Sonsuz’dan gelen rabıtalarla birbiriyle sarmaş dolaş olan ve birbiriyle kaynaşıp bütünleşen genç-ihtiyar, kadın-erkek en temiz, en duru, en samimi ve en derin duygularla kaderlerine tebessüm edip saadetten saadete kanatlanan bu insanlar ve onların ülkesine denk ikinci bir dünya gösterilemezdi…

Yüce Yaratıcı onların önlerine, inanç, aydınlık ve ruhanî hazlar adına manzaraların en güzellerini sermiş, bu baş döndürücü güzellikler karşısında onları ölümsüzlüğe uyarmış ve gönüllerini itminana kavuşturmuştu. Ve artık onların nazarında hayat ne bir bilmece, ne de idrak edilmez, mânâsı anlaşılmaz bir sır değildi. Onların nazarında hayat teneffüs edilen bir rayiha, dile-damağa karışan bir lezzet, ruhun derinliklerinde duyulan bir tat hâline gelmişti.

30