Bugünün insanlarının ızdırap ve buhranlarına büyük ölçüde esas teşkil eden, dengesiz ferdî mülkiyet ve nasıl olursa olsun kazanma hakkı ile; insanlarda çalışma şevkini artırma yerine, başkalarının kazancını yağmalamaya iştihâları kabartma gibi birbirine zıt sistemler arasındaki çatışmaları yok edip cihanşümûl bir âhenk kurmak, ancak bu sistem ve onu temsil eden kudsîlerle mümkün olabilmiştir. Kendi nefsine ait hayırların idrakinde olmasına rağmen, kendi hayır ve menfaatlerini aşarak, kendini, mensup olduğu millete adayabilmiş ve mezara girinceye kadar da, ahd ü peymânına sadık kalmaya azmetmiş kudsîlerle…
Ruh dünyasında, derinlerden derin, maddesinde fevkalâde zinde, dava ve gayesine ibadet hassasiyeti içinde bağlı; karşısına çıkacak bütün yanlışlıkları göğüslemeye hazır ve bütün doğruları yerli yerine oturtarak, her doğruyu kendine has çizgisinde tutmaya azimli, muâşeret şekillerinin en üstünüyle taçlı.. haya, hicap, iffet, ahlâk, safvet ve samimiyette alabildiğine ölçülü.. iç dünyası itibarıyla sönme bilmeyen bir vecd ü aşka açık; feyzini daima tek ve mutlak kaynak sayılan “altın çağ insanı” dediğimiz, saadet asrının Kur’ân cemaatinden alan.. ilimde, dinde, sanatta, fikirde, siyasette, ticarette, askerlikte, idarede ve daha bir sürü sahada eser, görüş ve düşünce sahibi bu kudsîler, bizim toplumumuzun mânâ mimarları, aydınlık rehberleri, ruhanî timleriydi ve her zaman bunların binlercesiyle karşılaşmak da âdiyattan sayılırdı.