Biz kendi kendimize oyalana duralım, elin oğlu gürültüsüz tedricî ve sistemli bir surette kitlelerin ruhuna giriyor.. onları istediği gibi şekillendiriyor.. istediği kalıba sokuyor ve cahiliyle-okumuşuyla, şuursuz yığınları istediği zaman sokağa dökebiliyor.. istediğine küfrettiriyor ve istediğini başlara taç yapıyor.. istediğinde şanlı geçmişimize sövüyor ve sövdürüyor.. istediğinde soyumuzu tahkir ettiriyor ve millet ruhuna küfürler yağdırıyor.. istediği zaman bizleri Çin’lere-Maçin’lere kadar kendi maceralarının arkasından koşturuyor ve istediği zaman beğenmediği iktidarları alaşağı etmek için sun’î bunalımlar meydana getiriyor; kitleleri birbiriyle vuruşturuyor ve arkasından da bir gece baskınıyla, cumhuriyet ve demokrasi adına yeni bir diktatörlüğü milletin başına musallat ediyor…
Evet, bizim safdil oluşumuz ve âlemin de hokkabazlığı neticesinde millet, yıllar ve yıllar, bir türlü sonu gelmeyen bu tarihî tekerrürler turnikesinde döndü durdu. Zirvedekiler, milleti sevk ve idare adına, şahsiyetli ve millî ruh kaynaklı bir politika belirleyecekleri güne kadar da bizim, “sâir fi’n-nevm” (uyurgezer) kalmamız; düşmanlarımızın da sinsi oyunları, gizli işgalleri ve İslâm ülkelerini içten içe fethetmeleri devam edeceğe benzer. Bugün yeryüzünün büyük bir bölümünde söz mütegalliplerde bitiyor.. gücü temsil edenler zayıfa hakk-ı hayat tanımıyor.. her yerde zorbalık ve kabadayılık alkışlanıyor; her insanı insan kabul edip onun hukukuna saygılı olmak ise, aptallık ve sünepelik sayılıyor. Süper güçlerin ve büyük devletlerin politikaları, hemen her zaman, zayıf ve güçsüzleri istismar etme, “sömürme” istikametinde işliyor. Kılıfını bulduktan sonra çalıp çırpma, yeyip yutma, hatta can çekişenlerin sırtında hakk-ı temettü arama akıllılık sayılıyor.. buna karşılık, haram-helâl düşüncesi, hak-hukuka riayet gayreti ve insanî değerlere saygılı kalma azim ve niyeti aptallık kabul ediliyor.