İçeriğe geç

Her gün güneş doğarken onun minareleri arasından dalga dalga ışıklar yayılır; kubbesini yalar geçer ve gider Sultanahmet Camiine ulaşır.. batarken de Sultanahmet Camiini kucaklayan ziya hüzmeleri, ikindi sonrasının hüzünlü esintileri ile Ayasofya’yı okşar ve Topkapı sarayının üstünden boşluğa kayar. Işık, günde iki defa, bu iki ulu mâbed arasında gelir-gider.. ve âdeta Hazreti Mesih’den Hazreti Ahmed’e Hazreti Ahmed’den Hazreti Mesih’e birer tahiyye akisleri sergiler durur.

Bilhassa hüzne açık sineler bu iki mâbed arasında ve Topkapı sarayı güzergâhında sürekli doğudan batıya doğru, sisli ve serin bir havanın estiğini duyar; bu esinti ile beraber ruhlarına çarpan çaresizlikle burkulur ve inlerler. Bazen ufukları bütün bütün sis ve duman kesilir. Bazen de, hafakan hâline gelen ızdırapları, Kudreti Sonsuz’un inayetiyle bütünleşir ve birer şehadet parmağı gibi hep öteleri gösteren minareler arasında, değişik bir temâşâ zevkine ulaşır ve ye’sini parçalayacak bir büyü bulmuş gibi iradesine fer gelir.. ve bir adım daha atınca, bizler için her zaman ardına kadar açık bulunan Rahmeti Sonsuz’un rahmet kapısından içeriye girer.. bütün kalbiyle ona yönelir ve “Ey açılmaz kapıları açan Rabbimiz! Şimdiye kadar lütfedip açtığın binlerce kapı gibi, Ayasofya’nın paslı kilitlerinin pasını çöz, kapılarını aç artık ve yıllardan beri secdesizlikten simsiyah kesilmiş zeminini secdeli başlarla nurlandır..!” hicran dolu niyazlarıyla yakarışa geçerler.

208