İçeriğe geç

Her işlerinde akıllı ve basiretlidirler.. zekâ ve ferasetleriyle en halledilmez gibi görünen meseleleri dahi halleder; bedbinlik ve karamsarlık içinde çırpınıp duran sineleri ümit ve azimle şahlandırırlar. Dehâya denk bu üstün fıtratlar, o muhteşem zekâ ve kabiliyetlerini hep millet yararına kullanırlar; kullanırlar da, başkalarına zararlı olmadan fersah fersah uzak bulunurlar.

Ülke ve milletlerini derin bir aşkla sever; bu uğurda maddî-mânevî her türlü füyûzât hislerinden fedakârlıkta bulunur ve bu yolda ölmeyi hayatlarının gayesi bilirler. Milletlerinin başına gelen bir felaket, onları ta can evinden vurur; vurur da, onlara dünya zevk ve lezzeti adına her şeyi unutturur. Bu felaketi atlatacakları güne kadar da, evlerinde obalarında diriliş ninnileri söyleyerek gelecek nesillerde mücadele azim ve ruhunu geliştirip, onlara, esaret altında zilletle yaşamaktansa, izzetle ölmeyi öğreterek; dün ve bugün kaybettikleri şeyleri onlarda kazanmaya çalışırlar.

Onların ruhlarına, inandıkları düşünce istikametinde millete hizmet aşkı o kadar hâkimdir ki; mektepte, kışlada, tarlada saban arkasında, dükkânda alış verişte, memuriyet masası başında, namazgâhta, seccade üzerinde, mecliste, meclis kürsüsünde ve bakanlık koltuğunda hep onu mırıldanır, onunla oturur, onunla kalkarlar.

İçtimaî yanları ve ma’şeri iradeleriyle fevkalâde kuvvetlidirler. Millî her meseleyi, şahsî ve ailevî her türlü menfaatin üzerinde tutar ve bu uğurda cansiperane mücadele verirler.

Her türlü güç ve kuvvete, her çeşit hıyanet ve ihanete karşı, en metin, en sağlam kaleleri de o durulardan duru saf inançları ve o inançtan kaynaklanan yüksek heyecanlarıdır. Bu sağlam sığınakları sayesinde, en aşılmaz görünen şahikaları aşar, en dev engelleri yener, en onulmaz dertlerin üstesinden gelebilirler.

15