Şecaat arz eden Kıptî’nin sirkatini dinlemeye ne hacet! Bu ülke insanının batı taklitçisi ve takipçisi olduğu, üzerinde münakaşa yapılmayacak kadar gün gibi meydanda… Nesillere dini, kültürü, tarihi unutturularak köksüzlüğe öylesine revaç verildi ki; genç kuşaklar, kendi kültürünü bilmez; ama, onu aşağılamada fevkalâde mahirdir.. dininden bütün bütün habersizdir; ama, onu yerden yere vurmada müsamahasız ve peşin hükümlüdür.. edebiyattan anlamaz, nesir ve nazım hususiyetlerine aklı ermez; ama, geçmişi karalamada alabildiğine merhametsiz ve cüretkârdır… Rica ederim, böyle tiplerin, toplumun kaderine hakim olduğunu düşündükçe ürpermemek mümkün müdür?. Böylelerinin el üstünde tutulduğu bir cemiyette, gençlerin serserileştiğine ve anarşinin boy atıp geliştiğine değil; bütün bunlara rağmen, hâlâ bu vatan ve bu milleti seven bu kadar insanın bulunduğuna şaşılmalıdır..! Kaderin tatlı cilvesine bak ki, milletçe bu kadar erozyonlara uğradıktan sonra, toprak hâlâ kuvve-i imbatiyesini korumakta ve millet ağacı yeni sürgünlerle geleceği selâmlamakta..!
Evet, “her şeyin yitirildiği” düşüncesinin hâkim olduğu ve milletçe tamamen tarihten silinip gitmemizin beklendiği bir dönemde, toparlanıp kendimize gelmemiz, asırlardan beri devam edegelen kemikleşmiş yanlışlıkları sezmemiz ve millî ruhun şahlanıp kendi özüyle bütünleşmeye geçmesi hem şaşılacak, hem de takdir ve şükranla yâd edilecek bir keyfiyettir.
Ne var ki, taklitçilik bir süre daha devam edecek; millî ruh bir müddet daha derbeder olacak ve millet bir miktar daha acı çekecektir. Ama, bütün bunlar kat’iyen uzun sürmeyecek; yerlerini milletçe özlenen şeylere bırakarak silinip gideceklerdir. Elverir ki millete bahar ve diriliş vaad edenler, sözlerinde dursun; bu çetin yolda ümitsizlik ve yılgınlığa düşmesinler..!