Evet o, bütün bunları yaptı. Ve yüksek inanç sistemi, ruhundaki fazilet aşkı, herkesi hayran bırakan güzel seciye, üstün ahlâk, disiplin ruhu, itaat şuuru ve hayatı hakir görme gibi eşsiz meziyetleri sayesinde, dünyanın üç kıtasında yaşayan insanların hemen ekserisinin gönüllerini fethederek arkasına almasını bildi. Böylece, bir kudsinin uğurlu elleriyle temelleri atılan bu yüksek mefkûrevî devlet, arkadan gelen hayırlı mirasçılarla da devam ettirilince, bir cihan hâdisesi hâline geldi. Sonra da parlaklık ve ihtişamından hiçbir şey kaybetmeyerek bir ölçüde bugünlere kadar gelip ulaştı. O, Sezarların, Napolyonların saltanatlarından daha parlak, daha şaşaalı ve daha uzun ömürlü olmuştu; olmalıydı da.. zira bir yanda altın-gümüş, şan-şeref üzerine kurulmuş bir saltanat; diğer yanda, ahlâk, fazilet, inanç üzerine kurulmuş ve insanî ağırlıklı bir hükümranlık..! Şöhret ve servet, hiçbir zaman inanç ve yüksek ideallere bağlılık kadar insanlık üzerinde tesirli olamamıştır ve olamazdı da. Geçmişteki Fransa, İngiltere cumhuriyet ve hükümetleri gibi, bugünkü süper güçler de dış yüzlerindeki ihtişama rağmen, hiçbir zaman gerçek nizam ve âhengi idrak edememiş, çürük sistemlere dayalı istikbal vaad etmeyen kuvvetlerdir. İskender ve Napolyon’un kandan seylâplarla kurup çevirdikleri imparatorluk değirmenleri, arkada bir sürü inilti, bir sürü lânet bırakarak kurucularıyla beraber yıkılıp gitmesine karşılık, söğüt çevresindeki saf tohumlar üzerinde kanatlanan papatyalar, hâlâ salınıp durmaktadır.