İçeriğe geç

Akın karadan ayrıldığı, ışığın zulmet ordusunu tarumar ettiği, cehaletin ilmin önünde bozguna uğradığı ve sabânın güzel kokular sürünüp herkese ve her şeye bahar muştuları fısıldayıp dolaştığı şu mübarek günlerde ger dizginini, gel gayri!

Karlar eriyip buzlar çoktan çözülmeye durdu; goncalar kemer kuşanıp senin uğrunda yollara döküldü ve çiçekler sana ait türkülerle semaa kalkıp bir yüce bayram adına çevrelerine davet gamzeleri çakmaya başladı. Yaprakların hışırtısından ırmakların çağıltılarına, göklerin ışıkla sarmaş dolaş gürültüsünden ormanların heybetli uğultularına kadar hemen her şeyde bu yeni dirilişin nağmeleri duyulup seziliyor. Bak! Bayırlar, rengârenk güzellikleriyle milletimin tâli’ine tebessüm ediyor; bağ ve bahçeler etrafa saldıkları diriltici rayihalarla gönülleri coşturuyor ve ruhlara bahar muştuları sunuyor. Ve artık, aylar güneşler bir başka türlü doğuyor, bir başka türlü batıyor.

Ey asırlardan beri hasretle yolunu gözlediğimiz ruh! Eğer sen bir şafaksan gel gayri bunca emare yeter! Eğer kıyametsen, bilmem ki başka hangi alâmeti beklersin?!

“Gül açıp bülbül öteli hayli zaman oldu; Her yanda ağaran hayalin ruhuma doldu; Bekletme! Bu mevsim artık mevsim-i bahar.. Gel!”

Gel şeytanın kâsesini kır; iblisler dünyasına bir velvele sal! Nemrut’a rahatı haram edip Firavun hanümanını harap eyle! Işıktan kaçanları nurunla boğ; yarasalara aydınlıkta yaşama âdâbını öğret! Gel, bize sonsuzluk şarabını sun ve derbeder gönüllerimizi ölümsüzlük aşkıyla coştur! Coştur ve asırlardan beri hicranla yanan sinelerimize “âb-ı hayat” ulaştır!

* * *

76