Evet bunlar, ufuklarında beliren her şafağı, temcidler gibi en yüksek yerlerden, en gür sadâlarla ilan eder ve etrafı velveleye verirler; cephelerindeki bir gedik ve tâli’ bayraklarının hüzünle dalgalanışı karşısında ise iki büklüm olur inlerler.
Bunları ne süper devletlerin güç ve kuvveti, ne de hasım dünyaların teknik üstünlüğü kat’iyen korkutup sindiremez. Onları endişelere sevk edip ızdırapla kıvrandıran yegâne şey, kendi cephelerinin sarsılması, kendi tabyelerindeki handikaplar ve kendi mevzilerindeki menfi ve hesapsız davranışlardır. Cephe sağlam, tabye mazbut ve yürekler de toplu çarptıktan sonra, her şeyin üstesinden gelip her zorluğu yeneceklerine inanırlar.
Mukaddes düşünceler uğruna en korkunç ateşler içine atılmaya, en amansız belaları göğüslemeye, en ifrit düşmanlarla hesaplaşmaya hazır bu yiğitler, ne pahasına olursa olsun, başlattıkları işi sona erdirme ve milletlerine karşı verdikleri sözü yerine getirme kararındadırlar. Bu çetinlerden çetin yolda yürürken de, ne halkın alâkasına aldırış eder, ne de her köşe başında yollarını kesip onları tehdit eden tehlikelerden çekinirler. Alkışları duymaz; haksız tenkitlere kulak asmaz ve bir ömür boyu durup dinlenme bilmeden, tıpkı küheylanlar gibi hep yüksek hedeflerine doğru koşarlar.
Nefislerine karşı fevkalâde disiplinli ve sertlerden sert; arkadaşlarının eksik ve kusurları karşısında ise alabildiğine müsamahakârdırlar. Kimseyi tenkit etmez.. hakikat namına olmayan tenkitleri umursamaz.. yaptıkları şeyleri sessiz ve gösterişsiz yapar.. dostu, düşmanı tahrik edip kıskançlığa sevk etmeme hususunda alabildiğine titiz davranırlar.
İçinde bulundukları toplumu aydınlatıp insanlığa yükseltme uğrunda onlarla bütünleşir, onlarla içli dışlı olur, onların keder ve sevinçlerini paylaşır; ruhlarının ilhamlarını onların sinelerine boşaltmak için durmadan yollar araştırır ve ızdıraplarla kıvranırlar.