Bugün dünyamızda, oldukça çaplı sayılabilecek bir var oluş kavgasının verildiği, bir ölçüde cehaletin kısmen yenildiği, yararlı bir kısım düşünce sistemlerinin geliştirildiği ve bu sistemlerin azimli, kararlı takipçilerinin bulunduğu, eğer bizim dünyamız için de geçerliyse; bir Rönesans’a temel teşkil edebilecek ilmî materyal, düşünce birikimi, kültür ve sanat faaliyetlerinin ümit verici ve sevindirici bir noktaya ulaşmış olduğu, bugüne kadar durmadan alternatifsizliğiyle övünen küfür ve ilhadın fikir planında bütün bütün iflas ettiği, mukallit ve gezginci ruhların, düşünce dilenciliğinden vazgeçip kendi dünyalarına seyahate karar verdikleri birer gerçektir ve bu millete hizmeti vazife bilenlerin başarı hanelerine kaydedilmesi gerekli olan önemli hâdiselerdendir.
Ne var ki bütün bunlar, dünyalardan daha ağır bir ulu düşünceyi tahakkuk ettirmede, yapılması gerekli olan şeylerin sadece bir kısmını teşkil etmektedir. Gerçek güç ve ters yüz edilemez kuvvete gelince o, fikir urbasına bürünmüş her türlü heva ve hevesten sıyrılarak hak düşüncesiyle bütünleşmekte, her yeni teşebbüste şahsî arzu ve isteklerimizi bir tarafa iterek Hakk’ın hoşnutluğunu esas almakta, bilumum yetersiz ve tutarsız davranışlarımızın çehresinde Kudreti Sonsuz’un baş döndürücü irade ve iktidarını müşâhede edip, nefsanîlik, kendi kendimizi putlaştırma, Hakk’ın icraatında kendimize bir pay ayırma gibi şirklerden uzaklaşarak “Mülk Senin, sikkeyi basan Sensin; hüküm de Sana aittir!” gibi yüksek idrak ve nezih bir anlayışta aranmalıdır.