İçeriğe geç

Bütün yükselenlerin hasenat defterleri, vefa ile kapanıp vefa ile mühürlendi. Bütün yolda kalmışların çirkinlikler meşheri kitapları ise, vefasızlık damgasını yedi, onunla damgalandı. Evet, üzerlerine aldıkları mükellefiyetleri, iki adım öteye götürmeden vefasızlık edip bir kenara çekilenler, zillet ve hakaret damgasını yiyerek aşağıların aşağısına itildiler. Mukaddes yük ve yolculuğa çeyrek gün bile tahammül gösteremeyip yan çizenler ise o gün bugün doğru yolu kaybetmiş sapıklar güruhu hâline geldiler.

Nihayet dönüp dolaşıp mukaddes çile nöbeti bize gelince, en sağlam vefa yeminleriyle yürüyüp bu koca mesuliyetin altına girdik. Coşkun ve heyecanlı, azimli ve kararlı idik. Heyhât… Beklenmedik bir dev önümüzü kesti ve bozduk ettiğimiz bütün o yeminleri. Ve sonra, yeniden, her taraf çölleşmeye başladı. Bütün civanmertlikler eriyip yağ gibi gitti. Güllerin yerini dikenler aldı. Aylar güneşler peşi peşine batarken, ortalığı kasvet dolu bulutlar bastı. Bağ çöktü, bağban öldü; “petekler söndü, ballar kalmadı.” Ve artık, insan nedretine maruz kalan bu devrin tali’sizleri, kalbinde zerre kadar emanet ve vefa hissi bulunmayan ölü ruhlara, destan tutup yahşi çekmeye başladı. “Ne akıllı, ne centilmen!” diye alkışlamadıkları ham ervâh kalmadı.. ve işte, bu devreye ait milletin yüreğinden yükselen son inilti, son inkisar ve vefasızlığa karşı isyan ahlâkıyla gürlemiş tiz bir çığlık:

Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lâfz-ı bî medlûl;Yalan râyiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul.Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;Nazarlardan taşan mânâ ibâdullahı istihkâr.Beyinler ürperir ya Rab, ne korkunç inkılâb olmuş:Ne din kalmış, ne iman, din harâb, iman türâb olmuş!(M. Âkif)
37