İçeriğe geç
7. Bölüm

Fazilet Ve Mutluluk

İnsanımıza mutluluk vaad edenler evvelâ onu faziletlerle donatmalıdırlar. Fazilete susamış gönüllerin mutlu olmasına imkân yoktur. Dünden bugüne selim akıllarca, bu hep böyle kabul edilmiş ve saadetle fazilete ikiz nazarıyla bakılmıştır. Zira fazilet, her şeyden evvel, en yüce ahlâkla serfiraz bulunarak bütün varlığa muhabbet dolu nazarlar atfetmenin adıdır. Faziletli bir insanın bütün varlık ve eşyâ ile bir çeşit münasebeti vardır. Böyle birinin nazarında hâdiselerin akışı, bir bahar havası içinde ruha inşirah verici meltemler gibi eser geçer ve onun gönlünü sevinçlerle doldurarak şâd kılar. O, her zaman akıp giden eşyâ ve zaman selinde, yeni yeni levhalar müşâhede ederek daima hayran ve daima mutludur. Ne güneşlerin doğup batması, ne de gece ve gündüzün birbirini takip edip durması, onun zevklerini acılaştıramaz ve gönlüne hüzün veremez. Hüzün vermek şöyle dursun, o her an tazelenen ve birbirinden farklı bulunan manzaraların müşâhedesiyle, hep huzur ve mutluluk dolu dakikalar yaşar.

Faziletli olmak, bütün bütün beşerî arzuları reddetmek ve eşyaya sırtını dönerek bir çeşit zahitlik yapmak da değildir. İnsanı, içinde yaşadığı dünyadan koparan böyle bir fazilet anlayışı, karamsarlık getirir ve bedbinlik kaynağıdır. Bu ise, İbsen’in ifadesiyle: “Saadetin helâki” demektir. Aynı zamanda, bu türlü aşırı ve yersiz endişeler, ferdin yalnız nefsini düşünüp onunla içli dışlı olduğuna ve civanmertlik hissinden mahrum bulunduğuna delâlet eder ki; bu kabil bir düşünce de ahlâkî hayatın yanlış anlaşıldığını ve başkaları için yaşama meziyetinin eksik bulunduğunu gösterir.

24