Faziletin, cismânî ve ruhanî bütün saadetleri tekeffül1 ettiğini iddia etmek de doğru değildir. Faziletli bir insan hasta, fakir, perişaniyet içinde bulunabilir. İnsanlardan zulüm, hakaret, ihanet görebilir. Başından işkenceler, mahkûmiyetler, sürgünler geçebilir. Hz. Mesih, gadre uğradığı; Sokrates mahkûm edildiği, Epiktetos zulüm gördüğü hâlde mesut idiler… Bu itibarla biz, mutluluğu, daha ziyade kalbî ve insanın inançlarıyla gönlünde kurduğu cennetlerin esintisinden ibaret görmekteyiz. Evet “İman, mânevî bir Cennet çekirdeğini taşımakta, küfür de mânevî bir Cehennem zakkumunu saklamaktadır…”
Fazilet; insanın, kendi sınırlılığını, kâinatın sonsuzluğu içindeki ehemmiyetsizliğini, küçüklüğünü idrak etmesi ve şahsına olduğundan fazla değer vermemesidir. Yoksa, onun, cismânî musibetlerle sürekli olarak hırpalanması; izzet-i nefis ve gururunun devamlı yaralanıp durması ve bir türlü tatmin edilmeyen câhilâne hırslarla huzursuzluklara dûçâr olması gibi, alçaltıcı sefaletlerle bütün bütün saadetlerini kaybetmesi, kaviyyen muhtemeldir.
Faziletli insan, sâlim düşünen insandır. O, “Çaresi bulunan şeylerde acze, çaresi olmayan şeylerde de âh u vâha düşmez…” Aksine o, kaçınılması imkân dahilinde olan şeyler için, elinden gelen her şeyi yapar ve kaçınma yollarını araştırır. İrade ve imkânlarını aşan hâdiseler karşısında da teslim olma yolunu seçer. Ve insanların pek çoğunun dûçâr oldukları, bencillik, pest düşünceler, servet-sâmân kaygısı, çeşitli mansıp ve pâyelere gönül koymak gibi şeylerle mutluluğunu ihlâl etmez…
Sâlim düşünen insan, üstesinden gelinemeyen belâlara, kaçınılması imkânsız musibetlere, baştan hazırlıklı ve râzı bulunduğundan, hiçbir zaman saadet ve lezzetleri acılaşmaz. O, şuur ve duyguları itibarıyla, daima pâk ve nezih sevinçlerden; sevginin, aşkın, aileye şefkatin, kardeşlik ve dostluğun lezzet ve hazlarından her zaman hissedar olabilir.
Dipnotlar
- 1 Tekeffül: Kefil olmak, üzerine almak.