İçeriğe geç
30. Bölüm

Fecir Erleri

Yıllar var ki milletimiz, bütün müesseseleriyle bir varoluş mücadelesi içinde çırpınıp durmaktadır. Değişik çizgi ve değişik buudlarda cereyan eden bu mücadelede, insanımıza gerçek diriliş vaad eden çaplı hamleler olduğu gibi, onu özünden uzaklaştıran, miyoplaştıran ve başını döndürerek yoldan saptıran gayretler de eksik olmamıştır.

Hemen her zaman, bir yanda, ızdıraplı sinelerde, sonsuzdan gelen aydınlık ve esintilerle ortaya çıkan ve milleti “ba’sü ba’del mevt”e götüren hakikî mücadele; diğer yanda da his, heves ve ihtirasların bağrında gelişen reaksiyoner, sun’î ve yapmacık mücadele devam edip durmuştur. Yıllar yılı kültürsüz ve görgüsüz bırakılan yığınlar, bu mücadelenin hakikisinin yanında yerini aldığı gibi, çok defa, sahtesine aldandığı da olmuş ve yıldız böceğini yıldız, sineği kartal, saksağanı da tavus zannederek, tereddüt ve yanılmalara düşmüştür. Ama bu yanılmalar kat’iyen uzun sürmemiştir. O, yeniden toparlanarak kendine gelmiş ve yoluna devam etmiştir.

Evet, Sâmirî’den Müseyleme’ye, ondan da nifak şebekesinin reislerine kadar, peygamberâne tavırlarla ortaya çıkan bilumum yalan ve bâtılın temsilcileri, muvakkaten, cehalet ve muhakemesizliğe vize ettirdikleri beraatlarla, bugüne kadar cemiyetin çeşitli kesimlerinde varlık gösterip yığınları iğfâl etmişler ise de, ışığın tufan tufan yayıldığı ve karanlığın hırıltıya düştüğü günümüzde, mihrabını bulmuş aydın gönüller için, öyle inanıyoruz ki, artık bunlardan hiçbiri bahis mevzuu olmayacaktır. Zira bugünün insanı, artık kat’iyen dünün insanı değildir. O, yıldızların kolları arasında sergilenen, Yaratıcı Kudret’in donanma gecesiyle, çocukların havaya saldıkları fişeklerden meydana gelen sun’î ışık oyunlarını birbirinden tefrik edecek kadar kendinde ve idrakiyle iç içedir.

117