İçeriğe geç
1. Bölüm

Aydınlık Kapıya Doğru

Bu millet, birkaç asırdan beri kendi bünyesinde akıl almaz zıtlaşmalara, anlaşılmaz kutuplaşmalara düşerek, içten içe kendi kendini çürütmüş ve âdeta düşmanlarının emellerine hizmet eder hâle gelmiştir. Günaltayca ifadesiyle -Celâl Nuri ve Haşim Nahid de böyle düşünür1-: Bir kesim, kendisinin sağmalı saydığı Anadolu’yu hep horlamış; bir kere olsun gidip orada dolaşmayı, kendi insanı ile görüşüp konuşmayı hiç mi hiç düşünmemiş; onların dünyalarına yükselip onlarla hemhâl olmayı, ruhlarını keşfedip anlamayı asla hatırına getirmemiştir. Ara sıra bir kahveci Ali, aşçı Hasan, berber Süleyman’la görüşenler olmuş ise de bu da onların diliyle alay, safvetleriyle istihzâ ve anlayışlarıyla eğlenmek için olmuştur. Bu kesimin insanı, Frenk ruhunu tetkikten, batı yakası zevkleriyle sermest olmaktan, Fransız ve İngiliz edebiyatının inceliklerini araştırmaktan, kendi dünyasını düşünmeye, onun insanıyla içli-dışlı olmaya ve onun dertlerini dinlemeye kat’iyen vakit bulamamıştır! Şimdiye kadar ruhuna içirilen terbiye anlayışı; sevimli ve şık matmazellerin, muhterem Saint’lerin, insanlık hayranı misyonerlerin onun demine-damarına işlercesine ruhuna aşıladıkları prensiplerden ibarettir ve bunlar, onda öyle bir düşünce yapısı meydana getirmiştir ki, bugün kalkıp kendisine “mü’min!” diye sesleniverseniz, bunu yüzüne savrulmuş en büyük hakaret sayacak ve sizi huzurundan kovacaktır.

1