İçeriğe geç

Bu vazife şimdiye kadar hakikate gönül vermiş ilim adamları ve hasbî ediplerce sürdürülmüştü. Âlim ilmiyle, edip de sihirli beyanıyla, insanlık ruhuna daveti esas alarak, bu ahlâk ve fazilet hizmetini yürütüyordu. Bundan sonra da aynı çizgide hareket edilerek aynı neticelere ulaşmak mümkündür. Elverir ki; inanç, fazilet, ilim ve kalem esasları ihmal edilmesin. Bunlardan birinin ihmali topyekün milletin sarsılması ve izmihlâli demektir. Her satırı ruha ölüm yağdıran ve her mısraı bir ruh sefaletini ifade eden:

Tahammül mülkünü yıktın, Hülâgu Han mısın kâfir? Aman dünyayı yaktın, âteş-i sûzân mısın kâfir Nedir bu gizli gizli âhlar, çâk-i girîbânlar Acep bir şûha sen de âşık-ı nâlân mısın kâfir? Sana kimi cânım, kimisi cânânım deyû söyler. Nesin sen doğru söyle cân mısın cânân mısın kâfir? …………….

(Bu kısmı almaya edebimiz müsaade etmedi)

Niçin sık sık bakarsın böyle mir’ât-ı mücellâya Meğer sen dahî kendi hüsnüne hayrân mısın kâfir?

Nedim’in gazeli misüllü ahlâkı tahrip yolunda söylenmiş hezeyanlar, şanlı imparatorluğun ölüm melodileri olduğu gibi… Birçoğu itibarıyla bütün bütün şirazeden çıkmış; sevgiyi şehvette hallaç eden, aşkı cismâniyette boğan, nefse bohemliğe giden yolları gösteren, kalbe kezzap içirip ruhun kolunu kanadını kıran ve makalemize almayı okurlarımıza karşı hürmetsizlik sayacağımız, günümüzün edep bilmez edebiyatı, insanımıza insanlığını unutturmuş, onu gaflet ve sefaletlere iterek iradesini felç etmiştir.

Geleceğin imar edilmesi vazifesini üzerine alan şanlı mimarlar, cemiyetin her kesiminde millî şuuru mayalayıcı istikamette bir seferberlik ilân ederek, yığınları, cismanîlik girdabından kurtarıp, onlara kendilerini yenileme, ruhta varlığa erme ve kendi medeniyetlerini kurma yolunda hayat nefhetmelidirler.

5