İçeriğe geç

Tam mânâsıyla bir felâket olan bu devrede, hedef değiştiren işgalci dünya, memleketin her köşesinde “damping”e gidiyor; en bayağı fikirler “popülarize” edilerek elmaslar gibi müşterilere takdim ediliyor; palyaçolar kaytanlı urbalarıyla aktörler gibi çalım satıyor ve miyop bakışlı bir kısım sefil yaratıklar havarî diye alkışlanıyordu. Buna mukabil millî ruh, erozyondan erozyona uğratılıyor; şimal buzullarından gelen korkunç “aysberg”ler altında ezilip gidiyordu.

Nihayet cihan harbiyle, asırlardan beri devam edegelen, kin ve nefretler -kısmen dahi olsa- açığa çıkınca, Anadolu insanı kendini toparladı ve bütün heyecanıyla yurdun dört bir bucağında cepheye koştu. Bu kavgada zahiren silah, hakikatte ise millî ruh muzaffer olmuştu ve artık geriye, hâkimiyet davasını bayrak yaparak onu yükseltme, ona sahip çıkma kalıyordu ki; bu da, her yörede cepheye koşan ve orada asırlık hasımlarıyla hesaplaşan millet ruhunun alkışlanması ve cephe gerisinde ortalığı velveleye veren karakuraların saf dışı edilmesiyle kabildi. Bu yapılabilseydi, dünyamız, insan ve hürriyet sevgisiyle yoğrulmuş ve yepyeni bir ruha kavuşmuş olacaktı. Bu yapılmadığı takdirde ise, cepheden dönenler, zafer sarhoşluğuyla kendinden geçenler, kelepire koşanlar, yağmada büyük hisselere konmak için tuhaf tuhaf hizipler teşkil edenler, hatta, halkın serhatlerdeki cansiperâne keyfiyetlere bakışını istismar ederek sıçrayıp milletin omuzlarına binenler ve bir bakıma insanımızı bağrından vuran haçlı düşüncesinin vârisleri rahat ve rehavete erecek; buna mukabil, “Vurulup tertemiz alnından yatanlar”, göğsünü siper edip düşmana geçit vermeyenler, millete hizmet yolunda, candan, cânândan geçenler unutulup gidecek ve arkadan gelen nesiller hiçbir zaman yüksek idealleri ve ideal insanı tanıma fırsatını bulamayacaktı; ki işte bu oldu…

56