-Keşke bütün bunlar çağın Firavun, Yezid ve Haccac’larına bir şeyler anlatabilseydi!.. Ne var ki ölü gönüllerin, zehirlenmiş düşüncelerin, alkış budalası kendini bilmezlerin bunlardan bir şey anlayacağına vicdanım “evet” diyemiyor. Şimdi biz yokluğunda var görünen, varlıkta düz insan olmaya kapalı tali’sizlere, bu konuda söylenen her söz ve gösterilen her örneğin havada kalacağı kanaatini vurgulayıp geçelim…-
Allah’ın izniyle realize ettiği bu baş döndüren hâdiselerin yanında, Nebiler Sultanı, onun daha harika şeylere imza atacağını, feyz menbaı bir kuyudan harıl harıl su çekişi şeklinde ifade etmişti ki, bu o şems-i nur-i hidayetin âlem-i mânâdaki kader dantelasının sadece birkaç örgüsünden ibaretti ve o mümtaz insanın daha pek çok göz kamaştıran muvaffakiyete nail olacağını işaretliyordu. Duygu, düşünce, kabiliyet ve karakteriyle onca harika işlerine, meleklere “Eyvallah!” dedirtici aktivitelerine rağmen, o kendini hiç ender hiç görüyor; “Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz.”66 beyanını hayat-ı mübarekelerinin bir düsturu gibi sayıyor ve hep o şehrahta yürüyordu.
En başta o iç parçalayan sızlanışları, Server-i rehnümâsı ve selefi veliler serverinin vird-i zebân ettiği lâl ü güher söz cevherleriyle idi; daha sonra yürek sızlatan o içten yakarışlarsa, onun inci-mercan haşiyeleri mahiyetinde iniltilerdi. O, Pişdâr-ı bîmisâl’in “akrabü’l mukarrabîn” ufku açısından kendiyle yüzleşmesi adına dediklerini sürekli meşk ediyor; o melek iniltisi zebercet beyanları Hakk’a iç döküş ve sızlanışlarında kullanıyor, onlarla nefes alıp veriyordu. Hazreti Rehnümâ ne demiş, Hakk’a iç döküşlerde hangi argümanları kullanmışsa, onları latîfe-i rabbâniyesi üzerinde indirip kaldırıyor ve sürekli bunlarla soluklanıyordu. Zaten selef-i emcedi de aynı şeyleri yapmamış mıydı!