İçeriğe geç

Bu ölçüde hiss-i mehâfet ve mehâbetin onda biri yok günümüzün serkârlarında ve sergerdanlarında. Defterini sağdan almış gibi emniyetle oturup kalkanların sayısını Allah bilir. Kalb ile dil-dudak arası bir mesafe var ki münafıklara inat.. dünyanın şaşaası ve debdebesiyle başı dönen Allah’tan kopmuş bahtsızların hadd ü hesabı yok.. kalbler musallada birer ölü.. yalan, iftira ve mesâvî her türüyle en rayiç bir mergup meta… Merhum Âkif ifadesiyle:

“Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bî medlûl;
Yalan rayiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul.
Beyinler ürperir yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş:
Ne din kalmış ne iman, din harap, iman türap olmuş!
Mefâhir kaynasın gitsin de vicdanlar kesilsin lâl…
Bu izmihlâl-i ahlâkî yürürken, kalmaz istiklâl!”

Dünya ve onun cazibedar güzellikleri otağını ukba duygusu üzerine kurmuş.. din iman adına her yer ve her yöre taklit ve şekil hırıltılarıyla yoğun bakımda.. Mefisto Faust’u bir kez daha can evinden vurmuş.. hem de dinî değerleri argüman olarak kullanarak.. yeniden bir diriliş, bir başka bahara emanet gibi.. fecr-i sadık bekleyenlerin canları dudaklarında…

Her şeye rağmen biz, “ba’s ü ba’de’l-mevt” ümidimizi koruyoruz; koruyoruz ama deformasyona bakınca ümit mumlarında renk atmalar da birbirini takip edip duruyor; zira bu ölü dünyaya hayat üfleyecek diriliş erleri, öldüren bir baskı altında.. karanlıkları alkışlayanların hadd ü hesabı yok.. müterâkim dertler var, reçeteler hayalî.. ak-kara iç içe, yığınlar şuursuz.

“Bir vakte erdi ki bizim günümüz
Yiğit belli değil, mert belli değil;
Herkes yarasına derman arıyor,
Derman belli değil, dert belli değil.”
(Ruhsatî)
94