İçeriğe geç

O da hemen her zaman, selefleri gibi, kendisiyle yüzleşmede ve Hakk’a iç dökmede Rehnümâ-i âlem’in dediklerini diyor, O’nun gibi inliyor ve O’nun çizgisinde yürüyordu. Ama bir gün kendini değişik gaileler sarmalı içinde görünce, –Hakk’a teveccühte temel disiplinlere bağlılık mahfuz– ister kendi kendini sorumlu tutmanın, ister şartlar ve konjonktürün gereği, kendini derin bir tazarru ve niyaz, iç döküş ve sızlanışa saldı. Artık bir taraftan karşı karşıya kaldığı hâdiselerden sıyrılma, diğer yandan da kendini sorumlu tutma adına çok daha farklı Hakk’a iç döküşler sergilemeye durdu.

Zamanın boz bulanık bir hâl alması, kahredici seylapların seylapları takip etmesi ve bunlar karşısında ızdırabın gönülde kümelenip dile dökülmesiyle sızlanışta farklı renk ve desen oluşmaya başlamıştı. Bu garip ve yeni durum onu öncekilerden ayrı bir dil kullanmaya sevk ediyordu; ediyordu ve o zengin, engin beyan gücüyle haleflerine de malzeme mahiyetinde farklı bir yakarış ve sızlanış üslubu miras bırakıyordu. Hayat-ı seniyyeleri hep bir âh u vâh çağıltısıyla geçiyor, Hakk’a niyaz ve teveccühleri bir inilti zemzemesi şeklinde cereyan ediyor ve gaile fasit dairelerinin bitip tükenme bilmezliği şah-ı evliyayı farklı renk ve desende değişik niyaz, tazarru ve iç döküşlere yönlendiriyordu.

91