O dipdiri gönülden kendiyle yüzleşme ve Hakk’a teveccüh adına bu ne derin sızlanış, bu ne engin bir iç murakabesi!.. Sanki yukarıda birkaç kelimecikle ifade edilen vefa âbidesi o değilmiş de sıradan biri üslubuyla içini döküp durmuş gibi. Pek çok nebiye bile müyesser olmayan başarılara imza atması da, sayısız terör hareketlerinin hakkından gelmesi de, Hazreti Şehinşâh’ın onun hakkındaki takdirkâr ifadeleri de Hazreti Sıddık’taki o engin mehâfet hissi, mehâbet mülâhazası ve ihsan şuuru televvünlü muhasebe duygusunu tadile yetmemişti.
Evet, o öyle başarılı bir devlet adamı, hakkaniyet ve adalet timsali, çizgi değiştirme ve kayma bilmeyen bir yüksek karakter idi ki, hayat-ı seniyelerinin her faslı ayrı bir kahramanlık destanı mahiyetindeydi. –Merak edenler Mahmud Akkad’ın Abkariyyât’ına bakabilirler.– Ama onun melekler kadar temiz ruhu hiçbir zaman bu edip eylediklerine takılmamış; o her zaman düz bir insan gibi Rehnümâ’sının arkasında tir tir titremiş ve kendini sorgulayıp durmuştu. Sorgulayıp dururken de yapıp ettikleri ve asırlarca cehd ü gayret isteyen baş döndürücü başarılar âdeta zihninden silinip gitmiş gibiydi…