“Sizler benden sonra adam kayırmalara rastlayacaksınız. (Kabullenmesi çok zor olan bu tür tavırlar karşısında) sabredin ki Cennet’te havzımın başında bana kavuşabilesiniz.”116 buyurduğu gibi farklı bir hakikate dikkatlerimizi çekmiştir. Nitekim O’nun ruhunun ufkuna yürümesinden sonra bu tür hâdiseler ortaya çıkmıştır. Kur’ân-ı Kerim “sâbikûn-u evvelûn” yani “önden giden ilkler”den olan sahabe-i kiram hakkında âdeta başlarımızı döndürecek ölçüde takdirler üstü takdirlerde bulunduğu117 hâlde, arkadan gelen insanlardan bazıları bunu anlayamamış; anlayamamış ve Allah ve Peygamber nezdinde çok kıymetli olan bu kahramanlardan bazılarına apaçık zulmetmiş, haksızlıkta bulunmuştur. Mesela Hariciler, Damad-ı Nebî, Şah-ı Merdan ve Haydar-i Kerrar unvanlarına layık olan Seyyidina Hazreti Ali’nin kıymetini bilememişlerdir. Aynı şekilde yaşadıkları dönem itibarıyla çokları tarafından Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’in kıymeti takdir edilememiştir.
Daha sonra gelen yöneticilerden bazıları da Râşit Halifeler dönemindeki adaleti muhafaza edememiş ve adam kayırmışlardır. Mesela onlar, bir yere bir idareci tayini veya ganimet taksimi söz konusu olduğunda hemen kendi yakınlarını tercih etmişlerdir. Hâlbuki Râşid Halifelerden hiçbirisi sırf kendilerine yakın oldukları gerekçesiyle akrabalarını belli makamlara getirmemiş, çevrelerine ayrıcalık tanımamış ve adam kayırmaya gitmemişlerdir. Çünkü bir ümmet içinde emanet, ehline verilmediği ve yakınlara iltimas geçilmeye başlandığında o ümmetin işi bitmiş demektir.