İlâhî ikramın farkında ve şuurunda olması, insanın kayıp düşmekten korunmasına vesile olur. Çünkü ikramın farkında olan insan, sahip olduğu güzelliklerin O’ndan olduğunu, O’ndan geldiğini bilir. Eğer kişi, bunları kendi istidat ve kabiliyetlerinden bilir ve Karun gibi إِنَّمَۤا أُوتِيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدِۤي“O (servet) bana, sadece bendeki bilgi ve mârifet sayesinde verildi.”114 derse, zillete maruz kalmaya bir davetiye çıkarmış olur. Bu açıdan insan ellerini açmalı ve sürekli “Allah’ım! Beni ne kendi elimle yaptığım kötülükler sebebiyle ne de Senin bir imtihanın olarak, herhangi bir zillete maruz bırakma!” diye sürekli yalvarıp yakarmalıdır.
Yâ Rab! Bizi Mahrumiyetle Cezalandırma!
Duanın devamında وَأَعْطِناَ وَلاَ تَحْرِمْناَ kısmı geliyor. Bunun mânâsı da, “Allah’ım! Bize sürekli, bol bol ihsanda bulun ve bize mahrumiyet yaşatma!” demektir.
İnsan, kendisini baştan çıkarmayacak dünyevî bazı nimetler isteyebilir. Hatta insanın istediği her şeyi Cenab-ı Hak’tan istemesi çok önemlidir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbisinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin.” buyurmuştur.115 Bu açıdan insan, ister cennet köşesi gibi sımsıcak bir yuva, isterse salih bir çocuk, her ne isterse istesin, isteyeceğini Allah’tan (celle celâluhu) istemelidir.