İçeriğe geç

Netice itibarıyla rıza ve rıdvan, dünya ve ahirete bakan yönleri itibarıyla farklı birer hakikat olsa da birbiriyle irtibatlıdır. Bu irtibat, sebep-sonuç veya illet-malûl irtibatı gibi bir münasebete benzetilebilir. Siz, dünyada cüz’î iradenizin hakkını vererek bu konudaki talebinizi ortaya koyar, gayret gösterirsiniz, Ce­nab-ı Hak da bu gayretinizin mükâfatı olarak sizi rıdvanla şereflendirir.

Ancak burada yanlış anlaşılmaması ve gözden kaçırılmaması gereken bir husus vardır: Rıza ve rıdvan arasındaki “sebep-sonuç”, “illet-malûl” münasebeti maddî âlemdeki tenâsüb-ü illiyet yani belli sebeplerin belli sonuçları doğurması prensibine uygun değildir. Zira siz, âdeta burada bir damla atıyorsunuz; daha sonra o damla birdenbire buharlaşıyor, büyüyor, ötede büyük bir derya hâlinde karşınıza çıkıyor. Hâlbuki tenâsüb-ü illiyet açısından bir damla bir deryayı netice vermez. Ancak sonsuz lütuf ve engin rahmetiyle Cenab-ı Hak, sizin burada bir damla mahiyetinde Kendisinden hoşnut olmanızı, ahirette bir okyanus şeklinde karşınıza çıkarmaktadır.

Rıdvana Ulaştıracak İki Kanat:İ’lâ-yı Kelimetullah ve İhlâs

Rıza ve rıdvanı elde etmenin vesilelerine gelince, insanı bu hedefe ulaştıran en kestirme yollardan, en büyük vesileler­den biri i’lâ-yı kelimetullahtır. Evet, Nâm-ı Celîl-i İlâhî’yi dünyanın bütün karanlık noktalarına kadar götürüp duyurma, ruh-ı revân-ı Mu­ham­medî’nin dünyanın dört bir yanında şehbal açması istikametinde yorulma bilmeden küheylan gibi koşma, insanı Ce­nab-ı Hakk’ın rızasına en hızlı götüren vesilelerden biridir. Bu açıdan esasında her ne kadar i’lâ-yı kelimetullah (Allah’ın adının yüceltilmesi), rızaya erme adına bir vesile olarak tarif edilse de, onun gaye ölçüsünde bir vesile olduğu da söylenebilir.

10